Ceyda Karan
Ortadogu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Bu is bu Suriye muhalefetiyle zor
Wednesday, July 4, 2012
Bati Suriye'ye müdahil olmak istemiyor. Hassas etnik ve mezhep yapisina bakip 'bataklik' görüyor. Irak, Afganistan ve Libya'daki gibi 'ulus insasina' hiç hevesli degiller. Suriye muhalefetinin hali bile hassas dengelerin baska tezahürü
Batili güçler, israrla Suriye’ye dogrudan müdahil olmak istemiyorlar. Haksiz da sayilmazlar. Zira kendi siyasi ve ekonomik kaygilari bir yana, Suriye’nin hassas etnik ve mezhep yapisinin bütün bölge için yarattigi karmasik tabloya baktiklarinda, büyük bir ‘bataklik’ görüyorlar. Bu yüzden Irak, Afganistan ve Libya’daki gibi ‘insan haklari’ temali ‘ulus insasi’ isine hevesli degiller. Ve bir iç çatismada su veya bu biçimde taraflara silah satabilir olmak varken, batakliga gömülmenin alemi olabilir mi! Diger yandan geçen 16 ayin sonunda Suriye muhalefetinin birlik sergileyememesi bile, aslinda Suriye’nin basindan bu yana anlatmaya çalistigimiz hassas dengelerinin bir baska tezahürü.

‘DE FACTO TAMPON BÖLGE’
Türkiye üç-bes ayligina Besar Esad yönetimini bir ‘yumusak dönüsüme’ iknaya çabalamis olabilir. Fakat nihayetinde bölgede 10 yila yakin süreçte ‘arabulucu-yumusak güç’ vasfiyla giristigi ‘siyasi diyalog’ arayisini kisa sürede kenara birakip, ‘rejim degisikligi’ gündemini sahiplendi. Zira Tunus, Misir ve Libya örneklerinden yola çikarak rejim degisikliginin kisa sürede basarilabilecegini düsündü. Suriye ile 800 kilometrelik sinirini daha bastan ‘açik sinir’ ilan etti. ‘Açik sinir’, ‘gelen geçen silahli silahsiz içeri girer çikar’ manasina gelir. Kime yapsaniz ‘hasmane’ algilanmasi kaçinilmazdir. Türkiye-Suriye iliskileri açisindan kimi ‘komplo’ der çikar, kimi baska sey söyler. Bana göre, yabanci güçlerin ‘bos vaazlari’ esliginde, iki ülkeyi alenen karsi karsiya getiren tehlikeli bir süreci yasiyoruz. Ve Türkiye nasil Suriye’deki süreci tek tarafli okuyarak hatalara düstüyse, Suriye de 22 Haziran’da bir Türk jetini ‘misyonu her ne ise’, ‘bilerek yahut bilmeyerek’ düsürerek mühim bir hata yapti. Suriye yönetimi, Türkiye’ye bugün ‘çalim atmis’ görünebilir. Ancak bu görüntünün kisa ve orta vadede Suriye içindeki krize de, Besar Esad’a da faydasi yok. Hele de savastan hakikaten kaçinmak derdi varsa, hele de Suriye’yi tek parça tutmak mevzu bahis ise… Nitekim Türk jetinin düsürülmesinin kisa vadedeki ilk sonucu, Türkiye’nin silahli muhaliflere daha bir ‘sevkle’ sahip çikmasi, ‘caydirici gücünü’ vurgulayacak sekilde sinira ‘yiginak’ yapip hava sahasinda kontrolü saglamasi. Suriye helikopterlerinin kendi sinirlarina 3-4 kilometre mesafeye yaklasamaz hale gelmeleri, aslinda muhaliflerin daha rahat edebilecegi ‘de facto’ bir tampon bölge anlamina geliyor. Dolayisiyla ciddi bir savas tehlikesi var ve çok iyi yönetilmesi gereken bir süreçten geçiyoruz.

CENEVRE’DEN KALANLAR…
Fakat büyük resimde ortada ne bir siyasi alternatif, ne de taraflarin yenisebilir göründügü bir tablo var. 22 Haziran’dan bu yana Cenevre’den Kahire’ye uzanan gelismelere bakin, görürsünüz. BM ve Arap Birligi arabulucusu Kofi Annan’in çagrisiyla Cenevre’de toplanan ve Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin de katildigi konferanstan muglak bir ‘geçis hükümeti’ çagrisi çikti. Kilit cümle, ‘geçis hükümetinin Suriyeli yetkililer ile muhaliflerin karsilikli onayi temelinde sekillendirilmesi’. ABD Disisleri Bakani Hillary Clinton bunu ‘eli kanli Esad’in gitmek zorunda kalacagina’ yordu. Bati blogu utangaç biçimde BM Sarti’nin ‘yaptirimlarla baslayip olasi yabanci müdahaleye varabilecek’ 7. maddesine atif yapiyor zira Rusya’nin eninde sonunda vetosundan vazgeçip 7. madde baglaminda müdahaleye yesil isik yakmasina bel bagliyor. Ama henüz o asamada degiliz. Clinton’a ilk itiraz eden Rusya Disisleri Bakani Sergey Lavrov açikça, ‘Suriye halkina disaridan yönetim empoze edilemeyecegini’ söyleyip, ‘silahli gruplari hükümeti orantisiz güç kullanmaya kiskirtmakla’ suçladi. Çin Disisleri de ayni telden çaldi. Elbette muhalifler Esad’li çözümü kabul etmiyor, fakat Esad’i yerinden de edemiyor. Suriye yönetimi içinse durum ‘garantide’ görünse de ‘bu gerilla savasiyla nereye kadar gidilebilir’, ‘Rusya’nin korumasi ilelebed sürebilir mi’ sorulari yerli yerinde.

KAHIRE FIYASKOSU!
Aslinda Cenevre konferansinin sonucu iki tarafa da zaman ‘kazandirdi’. Surasi asikar. Rusya, artik muhaliflerin olabildigince genis bir kanadini ‘Esadli çözüme’ ikna için çabalayacak. Diger yandan da Suriye yönetimine ‘isyani bastirma sürenin siniri var’ diyecek. Isyancilar da ortak liderlik olusturmak için ‘zaman kazandi’. Fakat bu kadar farkli ideolojik pozisyon varken, isleri zor. Cenevre’nin ardindan Arap Birligi gözetiminde yapilan muhaliflerin son Kahire bulusmasi bunun ispati. Adeta fiyasko! Hür Suriye Ordusu zaten ‘komplo’ diyerek toplantiyi bastan boykot etti. Genel Devrim Komisyonu ‘siyasi tartismalara girmeyip rejimi devirmeye odaklanmak’ gerekçesiyle çekildi. Uzun yillardir Isveç’te yasayan Kürt akademisyen Abdülbasit Seyda’nin SUK’un basina geçmesi de derde deva görünmüyor. Zira Barzani sayesinde sürece müdahil olmus Kürt Ulusal Konseyi ‘Kürt kimliginin taninmadigi’ elestirisi esliginde agir suçlamalarla toplantidan çekildi. Kahire’de neredeyse ‘yumruklar konusacakti’. Suriye’nin Kürt bölgesini karis karis gezmis dostlarimdan edindigim izlenim, Seyda’nin sahada etkisinin pek olmadigi.

‘ARAP’ KIMLIGI, ‘ISLAM’ VURGUSU
Kahire’de göya iki metin üzerinde uzlasildi. O da ‘Esadsiz geçis hükümeti, sivil baris ve ulusal birligin önemi’ ile ‘Hür suriye Ordusu’nun desteklenmesi’. Fakat pratikte bu genel metnin faydasi ne anlamak zor. Üstelik gelen haberlere bakilirsa, öne çikan iki unsur olan Suriye Ulusal Konseyi ile içerideki Demokratik Degisim için Yerel Kordinasyon Komiteleri hassas meselelerde birbirine girmis durumda. Kilit üç mesele var: Rejimle diyalogun boyutu, yabanci askeri müdahale çagrisi ve Esad sonrasi ideolojik sekillenme. Misal SUK’da agirlikta olan Müslüman Kardesler ‘din devleti’ pesinde olmadiklarini söyleseler de din ve devlet islerinin tümüyle ayrildigi bir yapiyi kabul etmiyorlar. Yani salt ‘Arap’ kimligi degil ‘Islam’ vurgusu da tartisma yaratiyor.

DEMOKRASI=ÇOGUNLUGUN YÖNETIMI OLUNCA…
Suriye gibi farkli etnik ve mezhep kimlikleri üzerinde yükselen bir memleket belli dengelere dayanmak zorunda. Misal siyasi liderlik olarak bir Alevi/Nusayri’ye yahut bir Hiristiyan’a altini çize çize ‘bütün haklarin, malin, canin bana emanettir’, ‘istikrari da güvenligini de ben saglarim’ diyemiyorsaniz, onu buna ikna edemiyorsaniz, isiniz zor. Yine bir Kürt’e bu saatten sonra ‘özerkligini vermeyiz, Arap kimligi altinda olacaksin’ diyorsaniz, unutun. Zira bu cografyada ‘çogulculuk, demokrasi, sandik’ laflari biraz eselendiginde, karsimiza sahadaki bambaska hakikatler çikiyor. Bu hakikatlere dayanmayan bir çözüm de çözüm olmuyor. Dolayisiyla muhalifler kendilerini birbirlerine ‘dayatmaktan’ vazgeçmezlerse, isleri zor. ‘Demokrasi=çogunlugun yönetimi’ denklemi kafi degil. Bir demokrasiye kalitesini ‘azinliklarin haklarinin garanti altina alinmasi’ verir. Hos bunu idrak etmek birakin Suriye’yi, hiçbir yerde kolay olmuyor.
Suriye örnegi dünyaya, rejimi devirmeden önce toplumu alternatif bir siyasi çerçeve ile liderlige hazirlamak ve buna ikna etmek gerektigini gösteriyor. Asil büyük sorumsuzluk bunu yapmamaktan/yapamamaktan geçiyor. N

Not: Gülay Göktürk’ün Bugün gazetesinde 4 Nisan 2012 tarihli yazisi süreci anlamak açisindan son derece aydinlatici. Atlayanlarin bir daha okumasinda fayda var.

 

© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler