Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

'Büyük Şeytan' ile 'Şer Ekseni'nin kesişme noktası
Friday, December 21, 2012
Talabani’siz bir Irak’ta, bir başka içsavaşın patlak vermesi işten bile değil
Ortadoğu’da hayra alamet bir gelişme ara ki bulasın. Bunca karmaşaya şimdi de Irak’ta Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin sağlığının bozulması eklendi. Kimse için beklenmedik değil elbette. Tersine, epey zamandır rahatsızlığı nedeniyle ‘Talabani sonrasına’ hazırlık yapılmaktaydı. Talabani, Irak’ta dengeleri sağlayan ‘baş arabulucu’. Dolayısıyla Suriye’deki içsavaş sürerken; Talabani’siz bir Irak’ta, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın deyişiyle ‘Allah göstermesin’ bir başka içsavaşın patlak vermesi içten bile değil. Hele de 2006-2007 yılında insanların ‘Ömer’, ‘Hüseyin’ gibi isimlerinden ötürü birbirlerini öldürdüğü mezhep kavgasının yaralarının hala sarılamadığı; petrol zengini Kerkük’ü odağına alan coğrafyadaki Arap-Kürt çatışmasının sinyallerinin verildiği bir sırada…

'ESKİ TÜFEK' 
Obeziteye, diyabete, alkol ve sigara kullanımına karşın 79 yaşındaki Kürt siyasetçi ‘eski tüfeklerden’. Pazartesi akşamı hastaneye kaldırıldıktan sonra yapılan acil müdahalenin ardından doktorlarına bakılırsa ‘tehlikeyi atlattı’. Son yıllarda sık sık tedavi gördüğü Almanya’ya nakledildi. Fakat anlaşılan, iyileşse dahi eski işlevlerini yerine getiremeyecek. Dolayısıyla Irak’ta artık düğmeye basıldı denilebilir. Nitekim yerine hemen bugün Şii Başbakan Nuri el Maliki’nin Dava Partisi’nden olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Huzeyr Huzai’nin vekalet edeceği açıklandı.

Talabani, savaşlardan, iç çatışma ve sürgünlerden ayakta kaldıktan sonra işgalle devrilen Saddam’ın yerine Irak’ın ilk Kürt kökenli Devlet Başkanı olduğundan beri, koltuğunun adeta ‘doğal sahibiydi’. Irak’ta herkesle konuşabilen ‘tek isim’ oydu. En son Kerkük etrafına yollanan Peşmergeler ile Maliki’nin Dicle Operasyon Gücü’nü teskin eden uzlaşma onun eseri. Sonu meçhul olsa da… Yokluğu büyük sorun. Hem Irak açısından, hem lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Kürt siyaseti açısından… Ve elbette tüm bölgeye etkileri açısından…

LÜBNAN TİPİNDE BİR YAPI KURULURSA
Irak’ta Amerikan işgalini izleyen süreçte Lübnan tipinde bir siyasi yapı kurulmuş olunsaydı, belki daha az sıkıntı yaşanırdı. Lübnan’da etnik kimlikler ve mezheplere dayalı olarak devlet başkanının Maruni, meclis başkanının Şii, başbakanın ise Sünnilerden seçildiği bir sistem var. Ancak Irak’ta yok. Varılan uzlaşmayla Talabani’nin bir yardımcısı Sünni diğeri Şii cepheden seçilmişti. Sünni üye Tarık el Haşimi'nin durumu malum. ‘Ölüm tugaylarını’ yönetmekle itham edildi, Türkiye’ye sığındı, şimdi de Katar’a yerleşti. Muhtemelen başına gelenlerde Talabani sonrası hesaplar etkili oldu. İkinci yardımcı olan Şii El Hakim gurubundan Adil Abdül Mehdi zaten taa Mayıs 2011’de istifa etmişti. Ve Maliki, yerine bir ara Dava Partisi’nden ayrılsa da geri dönmüş olan Huzai’yi seçtirmişti. İşte artık vekalet onda.

ŞİİLER OLMADAN...
Irak’ta cumhurbaşkanlığı sembolik olsa da önemli. Meclisin çıkardığı yasaları onaylıyor, Tarık Aziz örneğindeki gibi idamları engelleyebiliyor. Şimdi Irak anayasası, başkan öldüğü yahut iş göremez hale geldiğinde yardımcısının vekaletini, bir ay içinde de seçimi öngörüyor. İlk turda üçte iki çoğunluk sağlanamazsa ikinci turda kalan iki aday arasında en fazla oy alan seçiliyor. Seçilecek cumhurbaşkanının süresi de Talabani’ninkiyle sınırlı. 275 vekilli Irak meclisinde Şiilere rağmen birini seçtirmek mümkün değil. Yani Kürtlerin Şiilerin desteğine ihtiyacı var.

'ARAP DEVLETİ' VURGUSU
2006 ve 2010’da işbaşına gelen Maliki, Saddam’ın adeta Şii versiyonu oldu. En büyük derdi Irak’ı bir arada tutmak. Merkezileşme çabalarında Arap kozunu kullanıyor. Koltuğunu koruyabilmesinin sebeb-i hikmeti ise hem ABD hem de İran için kabul edilebilecek tek isim olması. Yani o, ‘Büyük Şeytan ile Şer Ekseni’nin kesişme noktası... Misal radikal Şii lider Mukteda el Sadr, onu ‘diktatörlük eğilimleriyle’ suçladıysa da hükümetinden çekilemiyor. Fakat bu Maliki’nin her istediğinin olacağı anlamına gelmiyor. Şii adaylar arasında Maliki’in rakibi laik Şii kanattan İyad Allavi’nin işi çok zor. Beyaz Saray’ın gönlü onda olsa da. Son dönemde sürekli “Irak bir ‘Arap ülkesi’, cumhurbaşkanı da ‘Arap olmalı” diyen Milli Reform Hareketi lideri İbrahim Caferi bu açıdan bence daha dikkat çekici bir isim. Elbette hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığın Şiilerin elinde kalması zor ve şu aşamada sadece ‘de-entegrasyonu’ hızlandırmaya yarar.

KÜRTLERDE ADAY ÇOK AMA .... 
Fakat sadece cumhurbaşkanlığı değil, KYB liderliği gibi bir sınavdan geçen Kürt cephesinde de işler karışık. Ortalıkta pek çok isim dolaşıyor. Oğul Kubat Talabani, Washington ve Londra’ya çok yakın ve üstelik peşmerge geçmişi yok. Kürt Bölgesel Yönetimi’nin eski başbakanı Berham Salih birkaç yıl önce ABD ve İran ile haleflik pazarlığına giriştiğinden beri hem Talabani hem de eşi Hero nezdinde gözden düşmüş durumda. Yine Hero Talabani, eski KYB’li başbakan Kosrat Resul, Goran’ı kuran Noşirvan Mustafa, Mala Bahtiyar, Ömer Fattah, Feridun Abdulkadir yahut Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari de ismi geçenler arasında.

ASIL KİLİT İRAN'IN ELİNDE
Bu karmaşık denklemde kilidi asıl elde tutan İran. Talabani hastaneye kaldırılır kaldırılmaz İran cumhurbaşkanı danışmanları ve bir tıbbi ekip Irak’a gitti. Zaten Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın Konya ziyaretinin iptalinin açıklandığı gün, ay sonunda Bağdat’a gideceği duyuruldu. Üstelik programında Erbil de var. Muhtemelen Kürt siyasiler İran’ın da kabul edebileceği bir isim üzerinde çalışacaklar.

Bu noktada ABD daha ziyade ‘dengeleyici’ unsur. İran’a rağmen Maliki’yi ekarte edemediklerinden beri meseleye rasyonel yaklaşıyorlar. Enerji anlaşmalarında örneğin Bağdat’ın tezlerini savunmaktan çekinmiyorlar. Ne de olsa Şii kampı işgalle Pandora’nın kutusundan çıkartan onlar.

KÜRTLERİN ELİ TALABANİ VARKEN KUVVETLİYDİ AMA...  
Kürtlerin eli Talabani varken ‘kuvvetliydi’, oysa şimdi ‘uzlaştırıcı bir liderlik’ manasında zayıf. Kürtler şu aşamada ABD’ye rağmen Bağdat ile Irak’ın dağılmasını derinleştirecek bir kapışmaya girişebilir mi? Washington’ın İran planlarına bağlı olarak değişir elbette. Ama şu an pek mümkün görünmüyor. Zira yitirecekleri azımsanacak gibi değil. Irak, 100 milyar dolarlık petrol gelirine rağmen yüzde 40’lara varan işsizlikle ve yoksullukla boğuşuyor olabilir. Lakin enerji şirketlerinin doluştuğu Kürt bölgesi iyice kalkındı, müreffehleşti. Yeni bir çatışma en başta ekonomik çıkarları zedeler.

TÜRKİYE'NİN ROLÜ?
Peki Türkiye’nin bu denklemdeki rolü? En son aralık başında Irak’ta saha araştırması yapan Uluslararası Ortadoğu Barış Merkezi’nden (IMPR) Doç. Veysel Ayhan, Türkiye açısından temel soruyu ‘hala Sünni cumhurbaşkanı isteyip istememek’ olarak formüle ediyor; “Türkiye’nin bir etki alanı var. El Hekim grubu, bazı Şiiler. Fakat tüm gruplarla müzakere yürütebilecek, arabulucu olacak düzeyde değil. Türkiye ancak ‘taraf’ olarak yer alabilir” diyor. Bence de haklı. Ayhan’ın kanımca en dikkat çekici vurgusu, “Türkiye bu kez Sünni bir Arap yerine bir Kürt siyasetçinin Irak’a cumhurbaşkanı seçilmesi için çalışabilir” sözleri. Zira Türkiye daha önce bir Sünni cumhurbaşkanı için Talabani’yi engellemeye çalışmış, Kürtleri de biraz küstürmüştü. Türkiye açısından bugünkü mesele, artık Maliki’nin ve İran’ın kıskacına karşı asıl icab eden Kürt cephesinin elinin güçlenmesine destek vermek
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler