Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Suriye'ye 'körün fili tarifi' gibi bakmamak için...
Sunday, April 3, 2011
Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki durum için bazen ”Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” diyesim geliyor. Oysa bugünlerde yaşananları izah için kullanılan en moda tabir ‘Halklar özgürlük istiyor’. Hani neredeyse “Kim, neyi istiyor?” diye sormak ayıplanacak. Bu ‘liberal müdahalecilik’ yaklaşımını körükleyen genel geçer ‘özgürlük’ tanımı bir körün fili tarifi misali; hortumundan tutsa ‘boru’, kuyruğundan tutsa ‘yılan’ tarzı bir şey… Öyleyse biraz düşünmenin, farklılıkları ayırd etmenin vaktidir.
 Tunus ve Mısır; işçisiyle, memuruyla, köylüsüyle farklı din ve mezheplerden çok geniş insan kitlelerinin birlikte hareket ederek, inatla ve neredeyse tümden şiddet dışı yöntemlerle taleplerini kabul ettirdiği bir örneği teşkil etti. Soğuk Savaş’tan beri donmuş rejimlerinde en azından taşları yerinden oynattılar. İki örnekte de uluslararası güçler tümden devre dışı olmasa dahi, toplumsal mücadeleler büyük ölçüde bu ülkelerin iç dinamikleri etrafında şekillendi. 


AŞİRETLER DİKTATÖRLE KAPIŞINCA..! 

Lakin Libya’da işin rengi değişti. Bu ülkede Kaddafi’nin 40 yıllık iktidarına karşı yaşananlar, başından beri rejimi devirmek hedefli bir silahlı isyan. Üstelik bölgesel karakterle sınırlı. İsyancılar NATO bombardımanına rağmen üç haftayı aşkındır milim ilerleyebilmiş değil. Modern bir devletin altyapısını oluşturan temel toplumsal birliğin tezahürlerinin çok zayıf olduğu, farklı din ve mezheplerin bulunmadığı ancak aşiretler arasındaki iktidar mücadelelerinin sonucu belirlediği Libya’da, isyancıların en basitinden güçleri yetmedi/yetmiyor. Sonuçta, Bingazi’den isyana, Trablus’tan Kaddafi’ye ve rejimine destek gösterileri eşliğinde, iç savaşa evrilmiş bir süreç ve uluslararası arası toplumun tartışmalı ‘liberal müdahaleciliğinin’ borusunun öttüğü sosyal açıdan çölle yarışır kuraklıkta bir diyarla karşı karşıyayız. Ve Kaddafi sürgüne ikna edilemezse BM’nin 1973 sayılı muğlak kararına dayanılarak NATO kanalıyla havadan yapılan müdahale, kısa sürede yabancı güçlerin Libya topraklarına ayak basmasıyla sonuçlanırsa hiç şaşırmayın. 

‘BALIK HAFIZALARA’ ANIMSATMALAR…
Şimdi de 
Suriye’deki huzursuzlukla ilgili binbir ahkam kesiyoruz. Öyleyse ‘fili boru diye tarif eden kör’ olmamak için Suriye’deki din, mezhep dengelerini, rejiminin toplumsal dayanaklarını, güçlüklerini, sorunlu yanlarını, uluslar arası çerçeveyi anlamaya çalışalım. Önce ‘balık hafızaları’ güçlendirelim. 

NASIL BİR 11 YIL?
Babası Hafız Esad’ın 1971 darbesiyle ele aldığı iktidarı 2000’deki ölümüyle sona erdiğinden beri iktidarda Beşar Esad. 34 yaşında oturduğu başkanlık koltuğunda 11’inci yılında. Britanya eğitimli bir göz doktoru olarak başta çok daha ‘zayıftı’. Amcası Rifat Esad ve geçiş döneminde başkanlığı sonra yardımcılığını üstlenen Abdülhalim Haddam’la iktidar mücadelesini ancak Baas Partisi’nin ağırlığıyla kazanabildi. Babasından miras kalan devasa güvenlik bürokrasisiyle örülü bir rejimin dengelerini korumakla uğraştı. Aslında atlattığı badireler az değil… 
Daha ikinci yılında 11 Eylül 2001 saldırıları oldu, Bush yönetimi ‘önleyici saldırı’ doktrinini devreye soktu. 2003’te Irak işgal edilirken, Esad neocon’lar tarafından ‘topun ağzına’ konuldu. Zamanla ABD Irak’la cebelleşirken, 2005’te Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin Beyrut’ta suikastla öldürülmesi sonrası baş hedef haline geldi. Suikastta bizzat parmağı olduğu iddia edildi. Ülkesinin Lübnan üzerindeki iddialarından vazgeçip askerlerini çekmek zorunda kaldı. 2006’da İsrail’in Lübnan’a saldırısı geldi. Bu süreçte 
Suriye’ye karşı uygulanan uluslar arası ticari yaptırımları yahut İsrail’in Şam’ın göbeğinde Filistin ve İran hedeflerine yönelik suikastları filan saymıyorum. Sonrasında Türkiye’nin uzattığı elin de yardımıyla usta bir manevrayla, İsrail’le 2008’deki Gazze saldırısına uzanan süreçte akıbeti meçhul bir barış süreci yürüttü. Ve ancak ABD’de Barack Obama’nın işbaşına gelmesiyle rahat nefes aldı.

ORTADOĞU’NUN ÇİN’İ
Son dört yılda daha ziyade 
Suriye’yi ‘modernleştirme’ hamlesine girişip ekonomide liberalleşmeye yöneldi.Suriye bir nevi ‘Ortadoğu’nun Çin’i’ne dönüştü. Elbette ortada tümüyle pembe bir tablo yok. Zira genç nüfus içindeki işsizlik oranı, yüksek enflasyon, orta ve alt sınıfların küresel ekonomik gidişattan etkilenmesi ve yolsuzluklar büyük sorun… Nitekim Esad, Tunus’da isyan başarılı olduğunda, petrol ve şeker üzerindeki vergileri düşürdü, temel gıda maddelerinin fiyatlarında indirime gitti. 1967 savaşında yitirilmiş Golan Tepeleri, Türkiye’yle 1980’lerden bu yana tam olarak çözümlenemeyen su meselesini de ihmal etmemeli. Son yıllardaki kuraklık, ekonomiyi sarstı, geniş halk kitlelerinin ülke içinde göçlerine de sebebiyet verdi.

ESAD’IN ‘ZAAFİYETİ’ VE ‘GÜCÜNÜN KAYNAĞI’…
22 milyon nüfuslu 
Suriye’nin, etnik, din ve mezhep dengeleri üzerine oturan toplumsal yapısı ise Esad için bir yandan ‘zaafiyete’ işaret ederken, diğer yandan ‘gücünün kaynağı’. Nüfusun yüzde 80’i Araplardan oluşuyor. Büyük kısmı kuzeyde, resmi rakamlara göre 300 bini vatandaşlık haklarından mahrum 2 milyon civarında Kürt; Halep, Şam ve Lazkiye’de 1.5 milyona yakın Türkmen, Cebel el Dürzi bölgesinde 500 bin Dürzi; Kamışlı, Hasaeki civarlarına yayılmış 1.2 milyona yakın Hıristiyan; 190 binle dünyada yedinci en geniş diasporaya tekabül eden Ermeni nüfus yaşıyor. Irak savaşından kaçan 1 milyonun üzerinde Şii ve Sünni ile 100 bin civarında Kafkasya kökenliyi de ekleyin. Nüfusun yüzde 13’ünün Şii/Nusayri, yüzde 74’ünün Sünni, yüzde 10’unun Hıristiyan, yüzde 3’ünün Dürzi olduğu geniş çeşitliliğe sahip bir toplumsal yapıdan söz ediyoruz.

Laik rejime karşı Müslüman Kardeşler’in Saddam Hüseyin’in de desteğiyle 1970’lerde yürüttüğü silahlı kalkışmayı 1982’de Hama katliamıyla kanlı biçimde ezmiş Baas rejimi, anayasanın 8. maddesi ile garanti altında. Yani demokratik siyasete kapalı bir yapılanma var. 1963’ten beri yürürlükteki olağanüstü hal yasası rejimin güvenlik aygıtının elinde baskı aracına dönüşüyor. Ortadoğu’nun ‘sıcak iklimi’, kendi insanına acımasızlıkta beis görmeyen güvenlik devleti karakteriyle birleşince, maalesef Batı’da yeşerebilen hak ve özgürlükler bu topraklarda kolay bitmez oluyor… 

BİR ÇIRPIDA REFORM ZOR
Esad, henüz uluslararası toplum Tunus’la şaşkına döndüğünde Wall Street Journal’a verdiği demecinde, bölgede reform sürecinin kaçınılmaz olduğunu söyleyen ilk Arap lideri olmuştu. Geçen haftaki meclis konuşmasında da “Reformsuz kalmak ülke için yok edici” tespiti yaptı. Ancak olağanüstü halin hafifletilmesi, 8 maddenin kaldırılıp siyasi partiler yasasının değiştirilmesi, güvenlik kurumlarının sivilleştirilmesi, medyaya kısıtlamaların kaldırılması, ve yaşam standardının yükseltilmesine yönelik vaadlerini bir çırpıda gerçekleştirmesi hiç kolay görünmüyor. Buna en başta sokaklardan sızan görüntülerde acımasızlığına tanıklık ettiğimiz devletin güvenlik yapılanması itiraz eder. 

Nitekim şimdilik üç temel meselede çalışma yapılması için üç komite kurmakla yetindi. Bunlardan biri 25 Nisan’a kadar olağanüstü hal yasası yerine Batı tipinde anti-terör yasalarının devreye sokulması için zemin hazırlayacak, ikincisi Der’a ve Lazkiye’de sivillerin ölümlerini araştıracak, üçüncüsü de 1962’de yapılan ve Kürtleri yok sayan nüfus sayımını inceleyecek. Esad ‘reform’ sürecini ‘dayatmalar’ kendi bildiği takvim uyarınca uygulayacağını söyleyerek belki de aslında hem 
Suriyelilere hem de Baas Partisi’ne mesaj vermek istedi. 

SURİYELİLER’İN FARKINDA OLDUKLARI…
Suriye, Arap milliyetçiliğinin güçlü tezahürlerinin bulunduğu bir ülke. Büyük ölçüde Sünni kesimin hakimiyeti altındaki ticaret erbabı, Esad’ın liberal politikalarından memnun. Aksi bir huzursuzluk en başta onları etkiler. Büyük çoğunluk mezhep çatışmaları olasılığının çok kan dökülmesi anlamına geleceğinin idrakinde. İsrail’le ‘soğuk savaş hali’ ‘dış güçlerin komplosu’ argümanının zeminini güçlendiriyor. Sıradan insanların gözünde Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas’a verdiği destek Esad’ı beğenilir kılıyor. Suriye ordusu Esad’ın arkasında. Ülkenin güneyinde Sünni aşiretlerin etkin olduğu Der’a’daki protesto gösterilerinde Beşar Esad’dan ziyade Cumhuriyet Muhafızları’nın başındaki kardeşi Mahir Esad’ın hedef alındığını, Esad’ın ülkeyi bir şekilde değiştirmeye çalışan lider olarak görüldüğünü de not düşmeli. 

Aslında Suriye’deki yaşanan huzursuzluk Başar Esad için daha ziyade bir fırsat. Kaddafi’yi hiç saymıyorum lakin Tunus ve Mısır’da halkın büyük kitleler onyıllardır başlarında bulunan 80’ine merdiven dayamış Bin Ali ile Mübarek’i ‘sorunun bir parçası’ görüyordu. Oysa genç Beşar Esad Suriyelilerin büyük kısmının gözünde hala ‘çözümün parçası’. Bunun için de kanlı yöntemlere başvuran güvenlik örgütlerinin dizginlenmesi elzem Zira rejim gemi iyice azıya alıp büyük hatalar yapar, korku iklimini körükleyecek biçimde büyük bastırmalara girişirse o vakit tüm bölge için çok ürkütücü, çok kanlı bir manzarayla karşı karşıya kalabiliriz. 

DAVUTOĞLU’NUN İKAZLARI İLAÇ MİSALİ
Dolayısıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen hafta Reuters’la söyleşindeki tavsiyeleri genç Esad için ‘ilaç misali’: “Bölgenin akıllı liderlerinin süreci engellemek yerine liderlik etmesi lazım..Bu pek çok meydan okuma, pek çok fırsat ve pek çok risk getiren yeni bir dönem. Fırsatları maksimize etmek ve riskleri minimize etmek bu liderlere kalmış.”

DÜŞÜNÜLECEK DERİN MEVZULAR…
Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında ülkelerinin gidişatında daha fazla söz sahibi olmak ve ekonomik fırsat isteyen yeni bir kuşak yeşeriyor. Ve elbette gelişmelerin önüne geçmek uzun vadede mümkün değil. Lakin tek tek ülkelerdeki gidişatları öngörebilmek için ‘liberal müdahaleciliğin’ üzerine atlamadan önce bölgeyi, ülkelerin dinamiklerini iyi anlamak icab ediyor. Geniş halk kitleleri, geleceklerini kendi toplumlarındaki azınlıklarla elbirliği halinde post-emperyalist yeni bir zemin oluşturarak çizebilecekler mi? Yoksa kendi içlerinde kanlı bölünmeler mi yaşayacaklar? Toplumsal mücadelelerin dış müdahalelerden azade vuku bulmasını dileyenlerin üzerinde düşünecekleri pek çok derin mesele var

© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler