Ceyda Karan
Amerika
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Amerikan başkentinden Bin Ladin infazı notları
Wednesday, May 4, 2011
Washington'a 'talihin azizliği' bin Ladin'in öldürülmesinin hemen ertesinde ayak bastım. Olayın 'yurtseverliği şahlandırdığı' aşikar. Ancak Bush'un başlattığı savaşlarda ölürülenler bu şovda 'figüranlar'. Yine de bin Ladin'in öldürülmesinin Amerikalılara getirisi 'savaş travmasından' sıyrılmak. Olayın Amerikan politikaları açısından kısa vadede görünür sonuçlarına gelince...
Sabahın köründe El Kaide lideri Usame bin Ladin’in ‘öldürüldüğü’ yolundaki haberi işittiğimde ilk tepkim “Talihin azizliği” oldu. Zira tam da Washington’da Brookings Enstitüsü ile Sabancı Üniversitesi’nin işbirliğinde düzenlenen Sakıp Sabancı Konferanslarının altıncısına katılmak üzere yola çıkmak üzereydim. Sonrası, dokuz saatlik uçuş ve güvenlik önlemleri nedeniyle çoğu Amerikan havaalanlarında geçirilen saatler...

‘İYİCİL GÜÇ’ ALGISI
Usame bin Ladin’in ölüm haberinin Amerikalılarda genel manada ‘yurtseverliği şahlandırdığı’, emperyal kibri tetiklerken, ‘dünyayı kurtaran iyicil güç olma’ algısını pekiştirdiği aşikar. Naiflikleriyle namlı sıradan Amerikalıların şu ‘iyicil güç’ meselesindeki samimiyetlerine şüphem yok. Televizyonlarda Bin Ladin’in bulunduğu evi basan komandoların özel eğitimlerinden, iyi aile babaları olarak yaşantılarına uzanan haberlerden geçilmemesi ise işin Amerikan şovu kısmına giriyor. Bin Ladin ve Kaide vesile yapılarak başlatılan Afganistan ve Irak savaşları ile o savaşlarda ölen onbinlerce sivilin esamisi ise okunmuyor elbette. Zaten bu şovda onlar en fazla ‘figüran’ olabilirler. Amerikan algısına göre ölümlerinin müsebbibi Bin Ladin’den başkası değil.

‘SAVAŞ TRAVMASI’NDAN SIYRILIŞ
Amerikalılar Bin Ladin’in öldürülmesi sayesinde 10 yıldır önce ‘dünyaya öfkelenerek’, ardından ‘niye bizi sevmiyorlar’ diye dövünerek geçirdikleri ‘savaş travmasından’ adeta aniden sıyrılıvermiş gibi görünüyorlar. 11 Eylül sonrası süreçteki algılamalarında Bin Ladin’de vücut bulan bir savaş ‘bitti’, bir dönem nihayete erdi. Dolayısıyla bin Ladin’le birlikte aslında el Kaide’nin çökmüş olmadığını iyi bilmeleri birşeyi değiştirmiyor. Elbette şu veya bu biçimde kolonyalizmin derin travmasını taşıyan ve Amerikan yönetimlerinin politikaları yüzünden mütemadiyen ‘savaş halindeki’ Ortadoğu ve İslam coğrafyası için anlaşılması güç bir hissiyat bu. 
 
ÇABUK UNUTULACAK SORULAR
Amerikalılardaki ezici eğilim yönetimlerinin söylediklerine inanmak yönündedir. Dolayısıyla Başkan Barack Obama’nın pazar gecesi ekranlara çıkıp ‘Bin Ladin öldürüldü, adalet yerini buldu’ açıklamasına inanmazlık edene rastlamadım. Bunun yerine bir kısım ahali Pakistan topraklarındaki bu infazı ‘meşru hak’ olarak görürken, bir diğer kesim, ‘Canlı yakalanması gerekmiyor muydu?’, ‘DNA kanıtları yetmez, fotoğraflarını yayınlasınlar’, ‘Obama’nın böylesi bir suikast emretme yetkisi var mıydı ki?’, ‘Kongre’nin niye haberi yoktu’, ‘Bin Ladin’in yakalanmasında Gitmo gibi Amerikan işkencehanelerinden geçirilen insanlarin sorgusundan elde edilmiş bir takım enformasyonun rol oynaması kabul edilebilir mi’ sorularını sormakta. Elbette Amerikan kamuoyunun en büyük mahareti bu tür soruları sorabilmekse, belki bundan da büyüğü bunları kısa sürede unutup önemsizleştirebilmeleri. Bir de tabii bütün meseleleri ticarete dökmeyi başarmaları. Televizyonlar, internette satışına başlanan ‘Obama got Osama-Obama Osama’yı ele geçirdi (İngilizcede Usame Osame oluyor) türünden tişörtler, hediyelik eşyalarla ilgili reklamlardan geçilmez oldu. 

KISA VADEDE ÜÇ SONUÇ
Bin Ladin vakasının Amerikan politikaları açısından kısa vadede görünür sonuçlarına gelince… Barack Obama’nın, Irak’ın ardından Afganistan’da da savaşçı birliklerin çekilmesi planını hayata geçirmek üzere eli güçlendi. Bu ‘çekilmeye’ itiraz eden Afganistan komutanı General David Petraeus, bin Ladin operasyonundan iki gün önce CIA’nın başına atanarak bu banada ‘etkisizleştirilmişti’. Kongre’den de şimdiden Afganistan’ın stratejik ehemmiyetinin kalmadığına, buradaki savaşa milyarlarca dolar akıtmanın gereksizleştiğine dair sesler yükseliyor. Elbette ‘terörle mücadele bitmedi’, ‘Afganistan’dan çekilirsek meydan Taliban’a kalır’ diyen cephenin gücü yerli yerinde. Lakin buna verilecek yanıt hazır: ‘Terörizm olgusu dünyanın her yerinde var. Heryeri işgal edecek değiliz’.
Yani Afganistan, Bin Ladin’in ortadan kaldırılmasıyla Obama yönetimi için rasyonalini iyice yitirdi. Elbette el Kaide lideri kendi topraklarında, üstelik büyük bir askeri üssün burnunun dibinde bir Amerikan baskınıyla öldürülmüşken, bu işte bir ‘dahli olmadığını’ söyleyen Pakistan’la ilgili her türlü rasyonalite yerli yerinde. ‘İstikrarsızlık kaynağı, nükleer silahlanmaya hız verdi’ argümanlarının şimdiden ortaya saçılması, yeni stratejik formülasyonda hedef olma potaniyelini artırıyor. Ancak kanımca ABD’nin yeni stratajik öncelikleri ortaya konulurken, odağın Afrika kıtası ile Arap Yarımadası, özellikle de Yemen’e kayması kaçınılmaz olacak. 

‘ARAP BAHARI’ TEZİ
İkinci görünür sonuç, ‘Arap baharı’ ile ilintili. Amerikan bakış açısından ‘Arap Baharı’ zaten el Kaide’nin rasyonalitesini ortadan kaldırdı. El Kaide’nin Amerikan yönetimlerinin diktatörlük rejimlerinin en büyük destekçisi olduğu tezini tersine çevirme fırsatı mevcut. Elbette ABD Tunus ve Mısır’daki demokratikleşme sürecine destek verdi lakin Körfez’deki monarşilere gelince orada durması çifte standardını görünür kılmaktan öte bir işe yaramıyor. Geniş kitlelerin el Kaide’nin aşırılıkçı tezlerinden etkilenmesi meselesine gelince…içimden ‘Arap baharı’na ne hacet!’ demek geliyor. 11 Eylül saldırılarından bu yana Müslüman ahalinin Kaide olgusu ve aşırılıkçı yöntemlerine açıktan tavır almış olduğunu anımsayan yok. Birkaç örgütsel çizgi üzerinden siyasi pozisyonlara dair yorum yapılıyor. Üçüncü nokta ise elbette Obama’nın yeniden seçilmesi. Amerikan Başkanı’nın Bin Ladin’in ‘ölüm emrini’ veren şahsiyet olarak Obama'ya ne kadar yarar, ne kadar yaramaz? 

Amerikalıların gözündeki itibarının arttığı aşikar. Ancak bugüne kadarki Amerikan başkanlarının benzer durumlarda artan ‘ratingleri’nin altı ay sonra aynı seviyeye iniyor olması olgusunu gözden kaçırmamak lazım.  CNN’den Fareed Zakaria, Küba füze krizi sayesinde 1962’de onaylanma oranı yüzde 61’den yüzde 76’ya yükselen J.F. Kennedy’nin altı ay sonra aynı orana döndüğünü anımsatıyor. Zakaria benzeri örnekleri de 1975’de Amerikan gemisi Mayaguez’deki kurtarma vakasında Bakan Gerald Ford, 1979’da İran’daki elçilik rehine krizinde Jimmy Carter, Geore W. Bush olarak sıralıyor. Yani ABD’de ekonomik alandaki sıkıntılı durum yerli yerindeyken, Bin Ladin olayının 2012’de başlayacak seçim sürecinde Obama’ya hayrının ne kadar olacağı pek tartışmalı.
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler