Ceyda Karan
Avrupa
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

The Economist bunu hep yapar
Sunday, June 5, 2011
The Economist'in Türkiye ile ilgili basyazisi memlekette infiale yol açti. Oysa uluslararasi siyaset ve ekonomi sahasinda fikir beyan eden dergi hep böyledir. Kendine biçtigi misyon budur: Yorumlamak ve tavir almak. Berlusconi'ye yaptiklarini animsamali. Ve 'baskalarina söz söyleme hakkini' kendimizde bulacaksak, bize söylenenleri 'sineye çekmeyi' de ögrenmeli
Uluslararasi siyaset ve ekonomiyle istigal edenlerin at kosturdugu saha tüm dünyadir. Gün olur Israil’in yapmasi gerekenler/yapmamasi gerekenleri sayariz; misal Israil halki bir kez daha merkez sagci Benyamin Netanyahu’yu seçerse, barisin büyük yara alacagini söyleriz. Suriye’deki eli kanli Besar Esad rejiminin devrilmesi çagrilari yapanlarimiz vardir. Misir’da destekçisi oldugumuz siyasi akimin yeni hükümeti sekillendirmesi için çorbada tuzumuz eksik olmaz. Çeçen isyanini kanla bastirmis Vladimir Putin pek çogumuzun gözünde ‘katil’dir, Rusya’da ‘demokrasinin bekasini’ düsünüp Dimitri Medvedev için ‘duaci’ olabiliriz. Yolsuzluk dosyalari, Italyan yargisini etkisiz kilma çabalari ve genç kizlarla maceralari eksik olmayan Italyan lideri Silvio Berlusconi’yi ya yerden yere vururuz yahut da alay konusu ederiz... 

Velhasil uluslararasi siyaset ve ekonomi alemi için kalem oynatanlar, ulus devletine sigimaz tasarlar, ‘küresel vicdan’ tasidigi iddiasinda olmak durumundadirlar. Yani bir nevi ‘dünya vatandasligi’ mevzu bahistir. Bu, isin dogasina içkindir. Tabi isimize geldiginde ‘ulus devletimizin kanatlari altina siginabilmek’ kaydiyla… Lakin bu alemde bazilarinin sözü daha fazla ‘geçerli’dir. ‘Onlarin’ yazdiklari/çizdikleri daha fazla ‘belirleyici’ olur. Bir nevi ‘birinci mevki’lik hali. Artik küresel oyunun asil kurgulayicilari ‘onlar’ oldugundan midir nedir, daha bir pervasiz olurlar. Açik tavir da takinirlar. Geçen hafta dünyanin en etkili dergisi The Economist’in yayimladigi Türkiye’yle ilgili ‘basyazida’ oldugu gibi… Bu basyazi, beraberinde yayimlanan Türkiye dosyasi esliginde memleketimizde büyük ‘infial’ yaratti. Basbakanimiz dogrudan dergiyi muhatap aldi. Sebebi, elbette derginin Türkiye’de seçim öncesi siyasi gidisata dair yorumlari esliginde açikça ‘Ey Türk halki, demokrasi için muhalefet partisine oy verin’ çagrisi yapmasiydi. 

IKTIDARA ÖVGÜLERI EKSIK DEGIL
Dogrusu basyaziyi eksik/rahatsiz edici buldum, okurken de ‘Ne yani size mi soracagiz?’ diye düsündüm. Derginin tavri baska ülkelere dair de mütemadiyen ayni seyleri yaptigindan beni sasirtmadigi gibi Türkiye’de üzerinde konusulup tartisilanlardan öte bir sey de göremedim. Lakin basyazi için “Her satiri zirvaliklarla dolu” diyen AB’den Sorumlu Devlet Bakani ve Basmüzakereci Egemen Bagis’a katildigimi söyleyemeyecegim. Bence oldukça yumusak, hatta AK Parti hükümetine övgülerle dolu. Basyazida ‘Türklerin AK Parti’yi seçmek istemelerinin dogal oldugu, ekonominin gayet de yolunda gittigi, AB ile müzakere sürecinde reformlar yapildigi, komsularla iliskilerde çok daha enerjik bir dis politika izlendigi, ordunun barakalarina dönmüs göründügü’ anlatilip bu basarilar adeta ‘selamlaniyor’. Ardindan ‘ABD ve Israil ile iliskilere ragmen Türkiye’nin bölgesinde ekonomik ve siyasi güç oldugu, Arap uyanisina esin kaynagi haline geldigi’ vurgulaniyor. Bu yüzden de ‘Basbakan Erdogan’in iktidarda kalmasinin sürpriz olmadiginin’ saptamasi yapiliyor. 

KIBRIN KAYNAGI: ANGLO-SAKSON DEMOKRASISI
Dogrusu, The Economist’in baska uluslarin islerine burnunu sokma üslubunu nitelemeye kalkissak tek kelime uygun düser: Kibir. Bu kibrin kaynagi Anglo-Sakson demokrasi algisindan gelir. Bu kendini dünyanin ‘en deneyimli demokratik sistemi’ gören zihniyetin ürünüdür. Ideolojisi, taraf oldugu sey, piyasa sistemi ve liberal demokrasidir; bir ülkedeki demokrasinin düzeyi de ‘kontrol ve denge’ mekanizmasi üzerinden okunur. Asiri güçlü iktidarlardan hazzedilmeyen bir felsefi temel mevzu bahistir. (Baskanlik sistemiyle yönetilen ABD iyi örneklerinden birisidir. Obama Kongre yüzünden hiçbir yasayi diledigi gibi çikartamaz...) Elbette mükemmel olmayan Anglo-Sakson sisteminin kendine özgü incelikleri, ayak oyunlari çoktur, iddiasinin altini dolduramayip zengini/güçlüleri kollayan düzenler yaratir. Lakin farkli görüslerdeki ahalinin bir arada var olmasi açisindan bakildiginda dünyaya esin kaynagi oldugunu teslim etmek de gerekir.

Hal böyleyken, dergi basyazisinda övgülerin ardindan Türkiye’yi kendi Anglo-Sakson demokrasi algisindan yola çikarak yorumluyor. ‘Iktidar partisinin basarilarina ragmen çok fazla güçlenmesi ve anayasayi tek basina hazirlayacak konuma gelmesinin Türkiye için iyi bir sey olmayacagi, çesitli çikar gruplarini da sürece tam olarak katmasi gerektigi’ görüsü dile getiriliyor… Bunun sebebinin de ‘din’ olmadigi, ‘AK Parti’nin pragmatik tarzinin bunu ispatladigi’ ve ‘ordu ile bazi Israilliler ne fisildarsa fisildasin’ AK Parti’nin Türkiye’yi ‘Iran’in aksine hosgörülü kildiginin’ alti çiziliyor. Asil ‘endise’ sebebi ‘demokrasi/kontrol ve denge’ sisteminin asinmasi, Basbakan’in ‘elestiriye tahammülsüzlügü’ ve ‘otokratik içgüdüleri’ olarak gösteriliyor. Karambolde Deniz Baykal için ‘dinazor’ deniliyor. Derginin Anglo-Sakson demokrasisi algisina göre, Türkiye’nin ihtiyaci, ‘muhalefetin güçlenmesi’, bunun yolu da CHP’nin oylarinin artirilmasi. Bu degerlendirmenin sonucu olarak da ‘Türklere CHP’ye oy atmalarini tavsiye ederiz’ deniliyor. 

HEDEF KITLESI BASKA
The Economist bunu hep yapar. Uluslararasi siyaset ve ekonomi sahasinda fikir beyan eden bir dergi oldugundan… Kendine biçtigi misyon budur: Yorumlamak ve tavir almak. Dünyanin her ülkesi demeyecegim, daha ziyade dikkate aldiklari için... Bunu da derginin bas sayfalarinda yer alan ve ‘basyazi’ niteligi tasiyan ‘leaders’ bölümünde yaparlar. Imza konulmaz, editoryal bir degerlendirmedir, yani derginin açik tavri ortaya konulur. Seçimler öncesinde kendi ülkeleri Britanya dahil belli adaylara dair açik destek beyan edilir. (Örnek Obama, Cameron ve Merkel’e verilmis açik destek) ‘Endorsement’ adi verilen bu isi Anglo-Sakson dünyada bunu tek yapan da The Economist degildir. Lakin The Economist en etkili olani desek yeridir. Derginin asil hedef kitlesi, sokaktaki siradan vatandastan ziyade uluslararasi liderler, uluslararasi kurumlarin basindakiler ve büyük yatirimcilardir. Dünya çapinda satis rakami 1.6 milyon olsa da etkisinin yogunlugunun sebeb-i hikmeti buradadir.

AYYUKA ÇIKMIS ÖRNEK: BERLUSCONI’YE ETTIKLERI 
2001 yilinda Italyan Basbakani Berlusconi ile tutustuklari bilek güresi The Economist’in pervasiz tavrinin en ayyuka çikmis örnegiydi. Italya seçime giderken, Berlusconi 26 Nisan 2001 nüshasinda derginin kapagi yapilmis, sevimsiz bir fotografinin üzerine koca harflerler ‘Italya’yi yönetmeye uygun mu?’ basligi atiliverilmisti. Yazida yok yoktu! Spotu söyleydi: ‘Silvio Berlusconi hakkindaki yanitsiz sorulari bir kenara birakin, bilinen gerçekler bile onu bu yüksek mevkiye tasimamayi gerektirir. Vatandaslari onu basbakan yapmaya hazirlaniyor görünseler de…’ Italyan lideri hakkindaki ‘para aklama, cinayete suç ortakligi, mafyayla baglantilar, vergi kaçakçiligi; siyasilere, yargiçlara ve vergi polisine rüsvet verilmesi’ gibi ithamlar siralanmis, The Economist’in sorusturmasinda belgelenen ‘çikar çatismasi’ tablosuna isaret edilerek “Kendisine saygisi olan herhangi bir demokraside, böylesi bir adamin basbakan seçilmenin esiginde olmasi dahi düsünülemez” denmisti. The Economist alenen ‘Berlusconi birakin dünyanin en zengin demokrasilerinden birisini, herhangi bir ülkeyi yönetmeye bile ehil degil’ beyani esiliginde Italyan halkina ‘Sakin ha bu adami seçmeyin’ demisti.  

BERLUSCONI’NIN ‘ECOMMUNIST’I!
Dergi bu basyazi sebebiyle Berlusconi tarafindan ‘Ecommunist’ diye anilmaya baslandi. Italyan lideri ‘iftira’ ithamiyla yargiya basvurdu. Derginin iddialarini kanitlamak üzere bir dizi belge koydugu durusmalar sonucunda 2008’de dava düsmekle kalmadi, Berlusconi The Economist’in bütün mahkeme masraflarini ödemek zorunda kaldi. Tabii Italyan halki The Economist’i dinlemeyip 2001’de çoktan Berlusconi’yi basbakan seçmisti. Dergi, 2008’te benzer bir tavir takinip Italyanlari Berlusconi yerine merkez solcu Walter Veltroni'ye oy atmaya çagirdiginda da sonuç degismedi. Italyan lideri hala ülkesinin basinda. 

BASKALARINA SÖZ SÖYLEME HAKKI
Velhasil telasa mahal yok, infiale de gerek yok. Bana sorarsaniz, derginin tavrina ‘hedef kitlesini’ göz önünde tutarak dis politika açisindan yaklasmakta fayda var. Ayrica infiale kapilmamasi gereken asil kitle belki de Türkiye’nin giderek ‘büyüyerek bölgesinde güçlendigini, söz sahibi oldugunu’ düsünenler olmali. Zira Türkiye hakikaten bu yola girdiyse, kendi çevresindeki komsularina söyleyecek çok sözleri olacak demektir. Bu da ‘baskalarina söz söyleme hakkini’ kendimizde bulacaksak, bize söylenenleri ‘sineye çekmeyi’ de ögrenmek gerektigi anlamina gelir. 
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler