Ceyda Karan
Ortadogu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Suriye ve Türkiye'nin zor sorulari
Sunday, June 12, 2011
Ortadogu'daki gelismeler çok bilinmeyenli denklem misali. Begensek de begenmesek de çözümü bugünden yarina kolay görünmeyen bu denklemlere dair sorular sormak icab ediyor...
Türkiye için Suriye, 2000’li yillarda Ortadogu’ya geri dönüsünün baslangiciydi. ‘Arap Bahari’ diye anilan yeni süreçte bölgedeki fay hatlari kirilirken, Suriye, simdi Türkiye’nin bölgedeki pozisyonu açisindan bir baska baslangica isaret ediyor. Bu kez diplomasinin de ötesinde siyasi, ekonomik ve daha mühimi askeri gücün de öne çikabilecegi bir baslangica…
Suriye’den gelen haberler hayli kaygi verici. Cisr el Sugur kasabasinda ne olup bittigini tam kavrayamadigimiz isyan hali sinirimizda mülteci akinini tetikler nitelikte. Ama daha yakici sorular yaratan mesele, Besar Esad rejimine karsi silahli mücadelenin basladigi ve Suriye güvenlik güçlerinde çatirdamalar olduguna dair iddialar. Anlasilan o ki, Esad henüz çabucak devrilecek kadar zayiflamadi. Ancak bütün gelismeler bildigimiz Suriye için ‘sonun baslangicina’ yaklasildigina isaret ediyor. Bu da 10 yila yakindir Suriye rejiminin dünyaya açilan penceresi olan Türkiye için düsündürücü bir tablo sunuyor. 

SURIYE ILE ‘DRAMATIK’ DOSTLUK
Yakin tarihe bakilinca Türkiye-Suriye iliskilerinin dramatik dogasi görülür. Yillarca PKK lideri Abdullah Öcalan’a evsahipligi yapan Suriye, bu isten ‘silah zoruyla’ vazgeçirildi. Ve 2000’de baba Hafiz Esad’in yerine geçen ogul Besar Esad’la bambaska sulara yelken açildi. 2004’de Besar’in, Suriye’den bir ilk niteligi tasiyan Türkiye ziyaretinde imzalanan stratejik ortaklik anlasmasiyla baslayan süreç, vizelerin kaldirilmasi, imzalanan 50 anlasma ile isbirliginin perçinlenmesi ve nihayet savunma isbirligi anlasmasi ile 2009’daki ortak askeri tatbikata kadar vardi. Türkiye, Suriye’nin Israil’le müzakerelerinde, sonuç vermemis olsa dahi tek arabulucu olarak sivrildi. Lakin ‘Arap Bahari’ herseyi ters yüz ediverdi. Türkiye belki de olamayacak olani diledi; Suriye’de Nusayri azinligin hüküm sürdügü 40 yillik Esad hükümranliginin demokratik ve barisçi yollardan evrilmesini… 

ILISKILER BASASAGI
Ama artik iliskiler basasagi gidiyor. Türkiye, kendini daha 10 gün önce Suriyeli muhaliflerin Esad rejiminin devrilmesinde söz birligi ettigi Antalya toplantisina evsahipligi yapar buldu. Basbakan Tayyip Erdogan, Besar Esad’in kardesi Mahir’i ‘zalimlikle’ suçladi, BM Güvenlik Konseyi’nde hazirlanan kinama tasarisina onay vermekten söz etti. Esad yönetiminin de bos durmadigini, Suriyeli Kürt siyasi hareketlerine diyalog çagrisi yaptigini, Kürtlere özerklik önerisinin gündeme getirildigini isitiyoruz. Kimilerine göre, Türkiye’nin tipki 1990’larda Irak’la oldugu gibi ‘güvenlik’ ve ‘insani kriz’ gerekçesiyle Suriye sinirini asarak tampon bölge kurmasi ve hatta Suriye’ye askeri müdahale kaçinilmazlasiyor.

DENKLEM IÇINDE DENKLEM…
Ortadogu için geçen yüzyilda kurulan denklemler geçersiz hale gelirken, kurulan her denklem daha fazla bilinmeyeni olan denklemler ortaya çikiyor. O vakit begensek de begenmesek de çözümü bugünden yarina kolay görünmeyen bu denklemlere dair zor sorulari sormak ve üzerinde düsünmek lazim.

* Türkiye’nin dis politika paradigmasi olarak ‘komsularla sifir sorun’; ticari ve kültürel baglar üzerinden bölgesel aktör olma hedefi, olasi müdahaleyle gömülecek mi?

* Katar, Suudi Arabistan ve ABD’nin alttan alta kasidigi Suriye, ‘Besar Esad’dan sonrasi tufan’ görünümü sunarken, Türkiye’nin yeniden sekillenecek Sam’daki siyasi dengelere müdahil olmamasi mümkün mü? 

* Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle birlikte ABD’nin destekledigi Sunni eksenli bir dönüsüm, azinliklarin direnisiyle karsilasmaz mi? Bu dönüsümde Suriye’nin tek parça olarak demokrasiye geçebilmesinde Türkiye’nin disinda müdahil bir güç olabilir mi?

* Daha iki ay öncesine kadar Besar Esad ile bir demokratik dönüsümü destekleyen Türkiye, Suriye’deki muhaliflerde ne derece güven uyandirabilir?

* Suriye’ye geri döndügü belirtilen Müslüman Kardesler’in Misir’da oldugu gibi zemin kazanmasi halinde, Sünnilerin Nusayrileri hedef alacak olasi rövansizmini önlemenin yolu var mi? Türkiye, Esad yönetiminin etnik, siyasi ve sosyal destekçisi olan Nusayriler ve bir ölçüde Hiristiyanlar’in hamiligine soyunur mu? O vakit Türkiye’ye karsi basta Iran ve bölgede çikarlari tehlikeye giren diger ülkeler ‘Sen önce evindeki sorunlari çöz’ demez mi? 

* Yumusak karni Kürt sorunu olan bir Türkiye, Suriye’de üstlenmek istedigi olasi misyonu ne ölçüde yerine getirebilir? Hele ki Iran’in en büyük müttefiki olan bir ülke yeniden dizayn edilirken, Iran, Kürt kartini en güçlü sekilde kullanma sansina sahipken..?

* Besar Esad’in iktidarda kalmayi basarmasi halinde Suriye’deki Kürt azinlik üzerinden kullanabilecegi kozlar neler? Kuzey Irak’ta Kürt sorununu büyük ölçüde kendi lehine çevirmis bir Türkiye için, Esad’in eger hakikaten varsa, Kürtler’e özerklik tehdidi ne kadar önemli olabilir?

* Araplar’in güvenini Israil’e kafa tutarak yeniden kazanan Ankara, Suriye’yle istigal ederken, Israil ile iliskileri nasil sekillenir? Yeniden bir ‘ortaklik’ mevzu bahis olabilir mi? Bu durumda Türkiye’nin Araplar nezdindeki görünümü nasil olur? 

* Zaten iç siyasi dengeleri hassas durumda olan Iran’a güvence vermeden Türkiye’nin Suriye’de yeni statükoyu belirlemeye kalkismasi, çok ciddi sorunlar dogurmaz mi?

* Peki ya bu süreç Iran’in Hizbullah yoluyla iyiden iyiye müdahil oldugu Lübnan’daki karisikliklarin içine Türkiye’yi de çekerse ne olur?

* Türkiye’nin Suriye’ye müdahil olmasinin diplomatik ve siyasi mottosu ne olmali? Seküler bir devlet mi öne çikmali, emperyal geçmise mi vurgu yapilmali, ilimli Islam’a mi? Ya diger kimlikler; ABD’nin müttefiki, NATO üyesi vs…?

* Körfez bölgesindeki huzursuzluklar da hesaba katilirsa, Sünni ve Sii olarak bölünmenin iyice hiz kazandigi Ortadogu’da Türkiye’nin yasayacagi olasi basarisizlik ve Suriye’nin kan gölüne dönüsmesi ve hatta bölünmesi halinde çikacak fatura ne olur?

* Ortadogu’da etnik cografya yer degistirir, statüko adeta nüfusa ve demografik yapiya göre yeniden sekillenirken, (Irak’ta nüfusun çogunlugunu olusturan Siiler iktidar olurken, Suriye’de is tersine dönüyor) bu is halihazirdaki üniter devlet yapisiyla nereye kadar gider? Ve bu dönüsüm ayni etnik cografyayi paylasan Türkiye’nin kendi iç meseleleriyle mecburen yüzlesmesinin vesilesi olabilir mi?

* Türkiye kendi içindeki sorunlari çözmeden, yeni statükoyu belirleyecek bas aktör, bölgeyi düzenleyici ülke olabilir mi?

‘SIFIR SORUNDAN’ LIBERAL MÜDAHALECILIGE…
Sunu saptamak lazim. ‘Arap Bahari’nin tökezledigi Libya’yla baslayan süreçte, Türk dis polikasi, ‘sifir sorun’ siari esliginde konjonktür icabi anti-demokratik rejimlerle siki isbirliginden, insan haklari ve demokrasi retorikli liberal müdahalecilige evriliyor. Türkiye oyunu iyi oynarsa, bu süreçten bölgenin önde gelen gücü olarak çikabilir. Lakin ‘Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak da var’. O vakit bu sorulari sormak durumundayiz. Riskler hep vardi, bundan sonra da olacak. Peki bir plan var mi? Iste onu henüz bilmiyoruz. Ama birakin bir plani, her soru bir A, bir B, hatta C ve D planlari da gerektiriyor; ki bunun için de zaman çok dar!
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler