Ceyda Karan
Ortadogu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Suriye ve 'yerli' olanlarin itiraz etmesi gerekenler...
Wednesday, August 10, 2011
Davutoglu'nun Sam ziyaretinin ardindan ipler geriliyor. Suriye rejimi oyunu 'oynayabilecegi yere kadar' Türkiye esliginde sergilemek ister. Kisa vadede 'baskalarinin zorlayacagi' olasiliklar daha fazla ürkütücü. Silahli çatiskma Esad'a sadece koz verir. Türkiye için 'mezheplerüstü durmanin' degeri paha biçilmez. Amerika yahut Batili güçler için 'hava hos' fakat Türkiye için degil
Disisleri Bakani Ahmet Davutoglu’nun Sam ziyareti, Türk kamuoyunda ‘savas kiskirticiliginin’ iyice gazlandigi bir döneme denk geldi. Görüsme sonrasi gerek Davutoglu’nun aktardiklari, gerekse Sam’dan gelen açiklama gösteriyor ki, iki taraf ‘gaza gelmedi’ lakin ‘eteklerindeki taslari da döktü’... 

‘SURIYE’YI TERK ETMEK’
Türk kamuoyuna ‘enjekte edilen’ haberler bir yana, Davutoglu’nun sözlerinden anlasilan, Türkiye’nin resmi pozisyonu belli: Suriye ordusunun bütün dünyayi irkiten operasyonlarina bir an önce son vermesi, reformlarin gecikmeden hayata geçirilmesi ve muhalefetle diyalog. Aksi halde Türkiye’nin ilk asamada yapacagi ‘Suriye’yi terk etmek’. Bu da Sam için su asamada hiç de öyle yenilir yutulur birsey degil. Çok zorda kalirsa tümden Iran’a ‘yaslanma’ alternatifi bulunsa dahi, Sam’in bunu ‘yok olus’ tehdidini iliklerine kemiklerine kadar hissetmeden tercih etmeyecegi asikar. Medya ve sanal alem üzerinden yürütülen kiran kirana propaganda savasini bir kenara koyarsaniz; Türkiye ve Ürdün sinirlarinin ötesinde Sam ve Halep gibi büyük sehirlerde bir isyan oldugu yahut Suriye ordusunda büyük çatlaklarin belirdigi, ülke içinde birlesik yahut güçlü bir muhalefet alternatifi bulunduguna dair ortada dogrulanmis HIÇ BIR SOMUT OLGU yok. Bu durumda Suriye rejimi ‘oyunu’, ‘oynayabilecegi yere kadar’ Türkiye esliginde sergilemek isteyecektir. Bu yüzden ‘terk edilme’ vurgusunu önemseyecegi asikarken, Esad’in dün ‘kapsamli reformlari hayata geçirmekte dostça ve kardesçe yardimlara açik olduklarini’ söylemesi de buna isaret… Sam’daki kaynaklardan edinilen bilgiye göre, son görüsme sonrasi beklenti Esad’in birkaç gün içinde ‘büyük çapli’ bir reform açiklayacagi yönünde… Ancak Davutoglu’nun temaslarinin daha rüzgari dinmeden Amerikan yönetiminin bu hafta sonuna dogru Esad’a açikça ‘çek git’ diyecegi uluslar arasi kamuoyuna fisildandi bile. Açikçasi uzun vadede Baas rejiminin reforma yönelmesinin dertlere deva olacagini düsünmesem de kisa vadede ‘baskalarinin zorlayacagi’ diger olasiliklari daha fazla ürkütücü buluyorum…

LIBYA’NIN HALI ORTADA
En tazesi Libya örnegi. Bitmek bilmeyen bir asiretler savasi ile ülke fiilen bölünmüs durumda. Bir sans eseri Kaddafi öldürülse dahi simdiden kendi içinde bölünmeye baslayan Bingazi muhalefetinin ülkeyi ‘bir arada’ tutabilecegi gayet süpheli. Elbette Suriye kat bi kat tedirgin edici. Arap milliyetçiliginin yeniden sahlanmasi ve hatta Irak’taki, Lübnan’daki gibi kardesin kardesi kesebilecegi mezhep çatismasi potansiyelini bir düsünün…
 
CINNET GEÇINCE TOPLUMSAL HAFIZA ÇALISIR
Elbette Ankara büyük baski altinda. Ortalik Türk devletinin derhal Suriye’yi isgale kalkismasinin çigirtkanligini yapanlardan geçilmez oldu. Gel gör ki, bu argümani öne sürenlerin en fazla umut bagalayabilecegi mülteci akini çoktan tersine dönmüs, hatta evlerine dönmek isteyen Suriyelilerin ‘kamplarda zorla tutulduklari için protesto gösterileri düzenledikleri’ bile rivayet edilirken, bu nasil olacak da mesrulastirilacak? Dünya neocon Bush yönetiminin kitle imha silahlari gibi yalanlariyla yarattigi zeminde uluslar arasi hukuku hiçe sayan yöntemlerini henüz unutmadi. Bati’nin ‘insanlik suçunu engelleme’ argümanini ortaya atanlar, meselenin hukuken tartismali yanlari bir tarafa; bugüne kadarki müdahaleleri, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da öldürülen sivillerin ‘insan haklarini’ hiç mi hatirlamaz? Nihayetinde çesitli gerekçelerle bombalanan ülkelerde gün olur cinnet dönemleri geçer, toplumsal hafizalar yerine gelir…

‘BIR KOYUP ÜÇTEN KAT KAT FAZLASINI ALMAK’
Türkiye ‘savas çigirtkanliklarina’ çok taniklik etti. Sonuncusu Irak savasidir ki, Saddam’la birlikte 1.5 milyona yakin insanin kani döküldü. Irak’a demokrasi filan gelmis degil, daha ziyade etnik ve mezhep hatlarina ayrilmis, Amerika askerleri yakinda kismen çekilecekken, hala isgalin baska boyutlarla parlamento onayiyla sürdürülmesini tartisan kirilgan bir ülke var. Türkiye ise ‘bir koyup üç almak’ zihniyeti ile bu savasin disinda kalmasinin ödülünü, bölgede yükselen güç olarak aldi ki, bu da ‘bir koyup üçten kat be kat fazlasini almak’ manasina geliyor. Bu da gösteriyor ki artik dünyada olasi ‘müdahil olma’ durumlarinda ‘erken davranan’ degil ‘akilli davrananlar’ kazançli çikma sansini artiriyor.

SILAHLI ÇATISMA ESAD’A SADECE KOZ VERIYOR
Üstelik sinirin iki yakasindaki her mezhepten akrabalik iliskileri ortadayken, Suriye, Türkiye’ye farkli sorumluluklar da yüklüyor. Olaylarin çikis noktasi ‘Arap Bahari’nin etkisiyle siyasi ve ekonomik dislanmislik, rejimin baski ve zulmünden kaynaklanan bir halk hareketiyken; gelinen asamada mezhepsel kimlikli silahli çatismanin öne çiktigini görüyoruz. Bu barisçi protestocularin rejime karsi itirazlarini dile getirmekten alikoyacak bir ortam yaratirken, Suriye rejimine de ‘açik savas’ için koz veriyor. Nitekim Besar Esad’in Davutoglu ile görüsmesinde “Vatandaslarin güvenligi ve istikrar için terörist gruplarin takibini sürdürürken, hosgörülü davranmayacaklarini” söylemesi bundan. 

KAN DONDURAN HIKAYELER!
15 Haziran’daki yazimda aktarmistim. Suriye’den yahut Hatay bölgesinden aldigim e-postalar, telefonla ulastigim pek çok insan giderek daha da ürkütücü ‘hikayeleri’ aktariyor. Bölgede Selefi gruplarin etkinligini artirdiklarina dair iddialardan geçilmez oldu. Ortalikta dolasan Suudi destekli Seyh Arur’un nifak tohumlari eken dehset verici fetvalari insanin ancak kanini dondurabilir. Esad rejiminin Sünnilere yönelik zulmü herkesin malumu. Diger yandan kaçirilan, tecavüz edilen Nusayri genç kizlardan, baslari kesilen delikanlilardan, ilimli Sünnilere yönelik suikast listelerinden söz edilir oldu. Insan bunlara inanmak dahi istemiyor. Hele de gözü dönmüs bir insan güruhunun ‘Allah’ ve ‘din’ adina böyle seyler yapabilecegine...

MEZHEPLER ÜSTÜ OLMANIN DEGERI PAHA BIÇILMEZ
Türkiye de ‘mezhep geriliminin’ patlama potansiyelinin farkinda. Disisleri Bakani’nin dünkü açiklamasinda, ‘hangi etnik kökenden, hangi dini, mezhepsel kökenden olursa olsun’ diyerek mezhepler üstü vurgu yapmasi bunun açik göstergesi… Bölgede Sünnilerin oldugu kadar Nusayriler, Hiristiyanlar, Dürziler’i koruyup kollayabilecek sekilde mezhepler üstü durabilecek tek güç Türkiye ve bunun degeri ‘isgal çigirtkanligi’ yapanlarin anlayamayacagi kadar yüksek… Hele de Esad rejiminin statükoyu uzun vadede sürdüremeyecegi asikarken, ileride ortaya çikabilecek potansiyel ‘müdahil olma’ olasiliklari düsünülürse… 

BASKALARI IÇIN ‘HAVA HOS’ AMA…
Suriye etrafindaki uluslararasi manzara da söyle: Amerika yahut Batili güçler için ‘hava hos’. Kafayi Iran’la ve Siilere mücadeleye ve ‘Sii hilalini kirmaya’ takmis; Bahreyn’i alenen isgal edip Sii nüfusu sindirip, Yemen’i oyuncak kilip, Suriye’ye dair ‘reform’ sözcükleri saçarken ancak komik duruma düsen Suudi Arabistan için de öyle... Türkiye ile ‘ittifaki’ kirildigindan, Misir’da Mübarek rejimi çöktügünden beri kara kara düsünen Israil için ‘hava hos’dan da ötesi… Neoconlar’in Irak savasiyla açilan ‘pandoranin kutusundan’ çikarak bölgedeki Sii etkisini güçlendirme pesindeyken, Bati’ya karsi tecrit olma tehdidiyle karsi karsiya kalan Iran içinse vaziyet ancak ‘eli mahkumluk’la özetlenebilir. Ama Türkiye için ‘hava hiç de hos degil’. Davutoglu’nun Sam’a ‘baska kimselerin’ degil ama ‘Türkiye’nin mesajini’ ilettigini üstüne basa basa söylemesi bundan… 

NEOCON’LAR VE ISRAILLI SAHINLERIN ARZULARI…
Türkiye, sadece ‘yumusak’ degil ‘sert’ gücünün de hesabini kitabini dogru yaptigi ölçüde ‘düzenleyici’ ülke olabilir. Yoksa statüko elbette savaslarla da yikilir, ama yerine ne gelecegi hiç belli olmaz. Türkiye için en tehlikelisi ‘kendi kurgulamadigi’ bir ‘savasa’ girismek. Unutmamak lazim ki, mezhepsel fay hatlarinin giderek kayganlastigi/kayganlastirildigi bölgede genis çapli savasin çikmasi, neocon Bush yönetimi ve Israil’li sahinlerin yillar önce arzulayip zorladiklari bir sey… Buna en basta ‘yerli’ olduklarini söyleyenlerin itiraz etmesi icab eder… 
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler