Ceyda Karan
Ortadogu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Iranli 'Scarface' Obama'nin senaryosunun bas kahramani mi?
Friday, October 14, 2011
Iran'a Suudi Arabistan'in Washington Büyükelçisi Adil el Cübeyir'e suikast komplosu kurma ithaminin arkasinda 'Tarantinovari' bir senaryo yatiyor...
Biz ‘yeni Ortadogu sekilleniyor’ diye düsünüp ‘sevindirik’ olurken, Amerika ve Iran arasinda dogrusu insani ‘iskillendiren’ gelismeler yasanmakta. Biri Amerikan vatandasligi da bulunan iki Iranli hakkinda Suudi Arabistan’in Washington Büyükelçisi Adil el Cübeyir’e suikast komplosu yapmakla ilgili iddianamenin New York Bölge Mahkemesi’ne sunulmasi esliginde; Amerikan Adalet Bakani Eric Holder ile FBI Baskani Robert Mueller sahneye çikti, aleme cihana parmakla Iran’i gösterdi. Dünya medyasi bir parça alttan aldi, özellikle Irak’la ilgili kitle imha silahlari yalani hiç aklindan çikmayan bizim cografyadakiler... Lakin is Amerikan Baskani Barack Obama’nin, Iran’i bir parça ‘tuhaf’ bir lisanla itham etmesine kadar vardi. Eh Obama da artik konustuysa ve ortada bir New York Times yazarinin ‘Quentin Tarantino’nun reddettigi senaryolardan birisine benzettigi’ bir vaka varsa, etraflica bakmakta fayda var. Senaryo biraz uzun olacagindan simdiden okurlardan sabir diliyorum. Ama merak etmeyin, casus filmlerini aratmiyor.

IRANLI ‘SCARFACE’ SAHNEDE
Bas kahramanin lakabi ‘Scarface’, yani ‘Yarali yüz’... Hani su ünlü Al Pacino’nun basrolünü oynadigi, senaryosunu Oliver Stone’un yazdigi, yönetmenligini de Brian De Palma’nin yaptigi filmdeki gibi... Uyusturucu isiyle istigal eden bir mafya babasinin trajik öyküsünün anlatildigi ‘Scarface’ filminde bas kahraman Küba asilli bir Amerikalidir. Bizim senaryodaki bas kahraman ise Iran asilli ‘Scarface’ Mansur Erbabsiyar. 30 yil kadar önce Amerika’ya göçmüs. ‘Scarface’ lakabini Teksas’ta makina mühendisligi okurken, 1981’de bir kizla flörtüne öfkelenenlerin Houston’da bir gece vakti kurdugu pusuda aldigi biçak yaralari sebebiyle ‘kazanmis’. Bugün 56 yasindaki bir ikinci el otomobil saticisi olan Erbabsiyar, artik New York’ta tutuklu. Meksika’dan Tahran’a uzanan küresel çapta bir ‘terör komplosu’ iddiasinin bas zanlisi… Yakinlari ve arkadaslarina bakilirsa, tek derdi para olan, anahtar ve cep telefonlarini mütemadiyen kaybeden bir nevi derbeder.

ILK ADIMDA FBI IHBARCISINA TOSLAMAK…
Iste Tahran; Wikileaks belgelerine göre Amerikalilara Krali Abdullah’in ‘Yilanin basini ezin’ talebini ileten, AIPAC’la pek sikifiki olan Suudi elçisi el Cübeyir’i, hem de Amerikan baskentinde yok etmek için bula bula Iranli ‘Scarface’i buluyor. Iranli ‘Scarface’, Devrim Muhafizlari’nin dis operasyonlari yürüten Kudüs Gücü’nün elemani Gulam Sakur’dan talimatlari alip mayista harekete geçiyor. El Cübeyir’i Suudi büyükelçiligi binasini patlatarak, hadi olmadi Amerikali Kongre üyeleriyle dolu bir restorani bombalatmayi da göze alarak ortadan kaldirmalari için de pek ‘güvenilir’ bir yere basvuruyor. Latin kökenli eski karisi vasitasiyla tanidigi ve Meksikali eski komandolarin kurmus oldugu ünlü uyusturucu karteli Zetas’tan bir elemana… Heyhat! Iranli ‘Scarface’in ilk adiminda tosladigi bu sahsiyet, kartele sizmis ve liderlige yakin bir FBI ihbarcisindan baskasi degil! 

KIZIL KOALISYON OPERASYONU
Eh olayi haber alan Washington, derhal harekete geçiyor. Haziran ortasinda Baskan Obama haberdar ediliyor ve Amerikan Uyusturucuyla Mücadele Idaresi ile FBI, ‘Kizil Koalisyon Operasyonu’nu baslatiyor. Tabi bizim ‘Scarface’ her seyden bihaber. Iranlilar da öyle. Erbabsiyar, 17 Temmuz’da Meksika’daki bulusmada ihbarciya, ne pahasina olursa olsun el Cübeyir’in yok edilmesini söylüyor. Muhatabinin sivil kayip ikazlarina, “Bir restorani havaya uçurmaniz ve 100 Amerikaliyi öldürmeniz bile gerekse, canlari cehenneme!” yanitini veriyor. Is 1.5 milyon dolara baglaniyor, Iran’daki Kudüs Gücü, FBI’in açtigi hesaba yabanci bir bankadan 100 bin dolara yakin ön ödemeyi gönderiveriyor. Yaptirimlarmis, Iran bankalarinin para transferlerinin takip altinda olmasiymis, kim takar! Hem zaten Iranlilar, birkaç trafik cezasi, delil yetersizliginden aklandigi bir hirsizlik vakasi, bir de eski karisina yaklasmama cezasi olan acemi çaylak ‘Scarface’e güvenmisler bir kere. 

12 GÜNLÜK SORGUYLA BÜLBÜL GIBI ÖTMEK
Sonra bizim ‘Scarface’ anavatanina gidiyor, 20 Eylül’de ihbarci telefon konusmasinda Erbabsiyar’dan 1.5 milyon dolarin yarisini ödemesini istiyor. Erbabsiyar bu isi elden yapmayi münasip görüp, Meksika’ya uçuyor. Heyhat! Meksikalilar kendisini ülkeye sokmayip New York uçagina bindiriveriyor. Iranli ‘Scarface’imiz 28 Eylül’de JFK’de kiskivrak yakalaniyor. Rivayet o ki, 12 günlük sorgu sonucunda ‘bülbül gibi’ ötüyor ve talimatlari Iran hükümetinin üst düzey yetkililerinden aldigini ‘itiraf ediyor’. Amerikalilarin izni ve tabi ki dinlemesi altinda 5 Ekim’de Tahran’daki Gulam Sakuri ile telefonda görüsüyor. Kizil Koalisyon Operasyonu’ndan bihaber Sakuri kendisine “Çabuk yap, çok geç kaldik” diyor. 
Velhasil Holder’in da aktardigi 21 sayfalik iddianamede, komplo ile ilgili Kudüs Gücü’nden üç Iranlinin daha isimleri geçiyor: Kasim Süleymani, Hamid Abdüllahi ve Abdul Riza Sahlai… Elbette Iran, suçlamalari reddedip küçümsedi. Amerika’yi ‘çocukça komplolar kurmakla’ itham etti. Ve BM Genel Sekreteri Ban ki Mun’a bir mektupla olayi protesto etti. 

GEREKÇE ARAMAYA NE HACET
Detaylari incik cincik okuduktan sonra Quantin Tarantino olmasa bile bu senaryoyu kabul edebilecek bir Hollywood’cunun çikabilecegini teslim etmeli. Eglenceli bir kere! Nitekim Amerikan kamuoyu ve ana akim medyasi süpheleri dile getirse de kabule meyilli. Iran’in acemi birini dikkat çekmeyecegi için seçmis olabilecegini söyleyen çok. Haberlere Iran’in ‘kötü sicilinin’ serpistirilmesi ihmal edilmiyor. Islam Devrimi sirasinda 1979’daki Amerikan elçiligindeki rehin olayina bile atif yapiliyor. Bunun devrimin ‘özgün kosullarinin’ ürünü oldugu akillara getirilmiyor. Amerika’nin Beyrut’taki elçilik ve donanma hedeflerine saldirilardan söz ediliyor, ‘Hizbullah=Iran’ kurgusuyla Lübnan’in yillar önceki ‘özgün kosullari’ da akillara getirilmiyor elbette. Oysa Iran’in Islam Devrimi sonrasi Avrupa’daki sürgünleri hedef alan birkaç eylemi ve Israillilerin ispatlanmamis iddialarinin ötesinde ülke disinda benzeri bir suikasti yok. Bu noktada Arjantin’de 1992’deki Israil elçiligi saldirisi ve 1994’teki Yahudi toplumu merkezi saldirilari animsatilsa da, açilan davada kanit yoklugundan hiç bir sonuç çikmadigi ihmal ediliyor. Tabi haberlere Iran’in ve Hizbullah’in Latin Amerika’daki Arap toplumundaki ‘derin örgütlenmesine’ dair istihbaratlar da ekleniyor. CIA analistlerinin aslinda bir kaç fonlamanin ötesinde çok ciddi kanit bulunmadigi ikazlari süphe niyetine konuluyor. 

NE FAYDA SAGLANACAK?
Iran’in böylesi bir eylemle ne saglayacagina dair gerekçelendirmeler de çok basit aslinda. Iran’in bas düsmani Suudi Arabistan’a Bahreyn’i isgalinden beri iyice dis biledigi; Suudi elçisini temizlemeyi pek arzulayacagi; ‘Arap Bahari’yla Ortadogu’daki etkisinin azaldigi ve kilit müttefiki Suriye’nin üzerine fazla gidilmesinden rahatsizlik duydugundan ‘gövde gösterisi’ yapmak isteyebilecegine uzanan bir dizi görüs… Diger yandan komploya inanmayi arzulayanlar bundan Amerika’nin Suudi Arabistan’la ‘Arap Bahari’ sebebiyle bozulan iliskilerini düzeltme çabasini da çikariyorlar. Amerikalilar ile Suudlarin petrolün ana unsurunu olusturdugu 11 Eylül’le bile kopamayan göbek baginin zayifladigi iddiasina ikna olanlar da çikabilir elbette. Ama koca komploya böyle izahatlar dogrusu güdük kaliyor.

‘CHENEY VE RUMSFELD BILE UYDURAMAZDI'
Neyse ki, Ortadogu’da daha sessiz ve derinden çalistigi söylenen, istihbarat çevrelerinde iç denetiminin sikiligiyla namli Iran istihbaratinin nasil olup da böylesi bir acemi çaylagi kullanmayi düsünecegi; Amerikan topraklarina saldiridan ve Suudilerin üzerlerine atlamasina vesile yaratmaktan ne gibi bir kazanci olacagi; Meksika uyusturucu kartellerinin hadi ‘tonlarca afyonu’ anladik, 1.5 milyon dolar gibi küçük bir paraya neden tenezzül edecegi; ‘Islam baglantili bir terör’ olayiyla anilmaya ve Amerikan hükümetinin tüm simseklerini üzerlerine çekmeye nasil olup da razi gelebilecegini soranlar da var elbette. Devrim Muhafizlari’na dair çalismalariyla taninan Iran asilli Amerikali Resul Nafisi, “Iran’in suikast yapmak için kullandigi yollara benzemiyor. Normalde bu türden bir operasyonda grup planlamasi yaparlar. Hedef seçimi, zamanlama ve kullanilan yönteme bakinca bunun Iran rejiminin isi oldugundan süpheliyim” diyor örnegin. CIA’nin Ortadogu’da 25 yil görev yapmis eski örtülü operasyonlar yetkilisi Robert Baer, “Küdüs Gücü hiç bilinmeyen kuklalar kullanip, Meksika uyusturucu kartelleriyle temas kurup, New York’taki banka hesaplarina para görderecek kadar bastan savma isler asla yapmadi. Kudüs Gücü çok daha beceriklidir” görüsünde. Yazar Pepe Escobar ise Amerikan federal silahlarinin Meksikali uyusturucu kartellerinin eline geçmesine yol açan basarisiz bir operasyonu örtme çabasinin da Amerikan senaryosunda rol oynadigini iddia ederek, "Altin çaglarindaki Cheney ve Rumsfeld bile böyle bir sey uyduramazdi" diyor. 

ASIL ÜRKÜTÜCÜ OLAN
Senaryo eglenceli olmasina eglenceli ama ürkütücü olan yani, Amerikan hükümetinin son yillarda ortaya çikmis en tuhaf terörizm davasini Iran hükümetini resmen suçlamak için kullanmasi… Dün nihayet isimlerini vermeyen bir takim Amerikali yetkililer, dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve Kudüs Gücü’nün bu plandan haberdar olmasini ‘epey muhtemel’ bulsalar da bu konuda somut kanitlari bulunmadigini fisildadi. Ahmedinecad’in ise haberi olmayabilecegi görüsü esliginde... Fakat bu Amerika’daki tepkileri degistirmis görünmüyor. Netikem neoconlar, Israil lobisi ve Suudi kokulari esliginde ‘seytani Iran’ algisini pekistirmek üzere dügmeye basildi. 

Ilk anda “Suudi büyükelçisini öldürmek için Meksika uyusturucu karteline gitmeye kalkisma fikrine kim inanir ki” tepkisini vermis olan ABD Disisleri Bakani Hillary Clinton, dün “Bu türden bir eylem uluslararasi kurallari ve uluslararasi sistemi ayaklar altina aliyor. Iran eylemlerinden ötürü sorumlu tutulmali” dedi. Baskan Yardimcisi Joe Biden, Amerika’nin su anda Iran’a karsi dünya kamuoyunu bir araya getirme sürecinde oldugunu söyleyip, “Her ihtimal masada” çikisi yapti. Suudi istihbaratinin eski sefi Prens Türki el Faysal da çok sertti: “Kanitlar çok güçlü ve Iran’in açik sorumlulugunu gösteriyor. Bu kabul edilemez. Iran’da birileri bunun hesabini vermek zorunda kalacak.”

AKILLARA POWELL GELIYOR
Anlasilan ‘komplo’nun ilk sonucu Suudi-Iran iliskilerinin kopmasi olacak. Amerikalilar da ilk is Iran’in Mahan havayollarini Amerika uçuslarindan men etti. BM’nin 1978 tarihli diplomatlarin korunmasina dair sözlesmesinin ihlal edildigi teziyle zanlilarin iadesini talep edip, olayi BM Güvenlik Konseyi’ne tasimak ve hatta baskiyi yogunlastirip Lahey’e tasimaya çalismak Amerika için olasi seçenekler olarak sunuluyor. Tabi bu tür seçenekler ‘adamina göre’ degisiyor olsa gerek. Misal Amerika 1976’da eski Sili büyükelçisi Orlando Letelier ve asistani Ronni Moffitt Washington’da Sili gizli polisi tarafindan öldürüldügünde BM sözlesmesi kimsenin aklina gelmemis. Zira fail ABD’nin tercihi olan Sili diktatörü Agusto Pinochet. Nitekim suikasti organize eden CIA ajani Michael Townley hala Amerika’da bir yerlerde koruma altinda yasiyormus… Eee Pinochet’nin Sili’si baska, Iran baska…

Amerikali yetkililerin beyanlarindan anladigimiz ‘komplonun’ dünyada Iran’i ‘kusatma operasyonuna’ mihenk tasi yapilacagi. Eh malum, Israilliler ne kadar bagirsa Iran’un nükleer silah ürettigi iddiasi artik pek gündem olamiyor. Yaptirimlar Çin, Rusya ve Hindistan filan varken, bu haliyle hedeflenen sonuçlari vermiyor. Bu olayla ise ‘terör destekçisi ülke’ tezi islenebilir. Hem neme lazim, Irak savasi öncesi Amerikan Disisleri Bakani Colin Powell’in komik kamyon çizimleri esliginde sergiledigi Irak’in kitle imha silahlari yalani pek güzel tutmustu. Powell nedamet getirdiginde zaten is isten geçmisti. Tabi simdilik Çinliler henüz yorum yapmadi, Rusya’nin BM temsilcisi Vitaly Çurkin “Daha ziyade tuhaf” demeyi seçti. Lakin Amerikalilar iki ülkeye de sorusturmanin detaylarini paylasmak üzere heyet yolluyormus. 

OBAMA’NIN ILACI MI?
Aslina bakarsaniz bütün bu olup bitenler Obama için ilaç misali. ABD Baskani isbasina geldiginden bu yana genel manada Iran ile ipleri fazla germeme politikasi izledi. Amerikan askerlerini Irak ve Afganistan’dan büyük ölçüde çekme yönünde adimlar atarken, Amerikan ekonomisinin belini dogrultamaz ve Wall Street’i isgal eylemleri ‘ekonomik demokrasi’ talepleriyle yavas yavas ülkeye yayilirken üçüncü bir savasin içine düsmek istemesi pek akil kari görünmüyor. Ama diger yandan Cumhuriyetçiler ve neocon kanat tarafindan Iran’a karsi hiçbir sey yapmamakla suçlaniyor. Nitekim, ‘komplo iddiasi’ Amerika’daki malum siyasileri harekete geçirmekte gecikmedi. Amerikan Enterprise Enstitüsü ve neoconlar “Söylemistik” diye bagirmakta. Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi Dis Iliskiler Komitesi Baskani Ileana Ros-Lehtinen, “Iran’in olusturdugu çok yönlü tehdit her geçen gün artiyor. Tahran bize anavatanimizda saldirmaya çalisiyor ve dünya çapinda bizim ve müttefiklerimizi tehdit ediyor. Daha fazla vakit harcayamayiz. Sorumlu uluslar bu tehdide karsi birlesmeli ve Iran rejimine karsi gereken baskiyi yapmali” dedi. Bush yönetimi döneminin de önde gelen necon figürlerinden Elliot Abrams, “Baskentimizdeki bu terör eylemi planinin pervasizligi bize Tahran’daki rejimin nükleer silah sahibi olmamasi gerektigini ögretmeli. Simdi böyle davranabiliyorlarsa, nükleer silah sahibi olduklarinda kim bilir nasil davranacaklar” nidasini atti. Tabi Amerika’da daha ‘serinkanli’ sesler de var. Ulusal Iran Amerikan Konseyi’nden Trita Parsi, “Eger iddia edilen sey, Amerika’yi kiskirtmayi hedefliyorsa, Obama yönetimi böylesi bir tuzaga düsmemek için daha dikkatli olmali. Iran’la savas Amerikan çikarlari ve Iran halki için felaket olabilir” dedi. Parsi, Suudi Arabistan ve Iran’in kirilgan ‘Arap Bahari’ sürecinde Ortadogu’da etki yarisinda oldugunu da animsatti. 

AMERIKA IRAN’LA ‘DOGRUDAN TEMAS KURDU’
Obama da komplo iddiasinin dünyaya duyurulmasindan iki gün sonra dün aksam nihayet ses verdi. Amerika’da bu kadar gürültü koparken, davanin ikna ediciligi konusunda bu kadar süphe ortaya konulmusken, dogrusu bana biraz da tuhaf kaçan bir tonlamayla. Iran hükümetini ‘pervasizca davranmakla’ suçladi Amerikan Baskani, “Simdi bu bulgular herkesin gözü önünde. Iddianamedeki suçlamalari nasil destekleyecegini bilmeseydik, davayi ortaya sürmezdik” dedi. Dava sayesinde ABD’nin nadir bir yola basvurup ‘dogrudan’ Iran’la baglanti kuruldugunun bizzat Amerikan Disisleri Bakanligi kanaliyla duyurmasi da bir baska çarpici nokta. 

BU DA BENIM SENARYOM
Dogrusu Amerika 2012 seçimleri için geri sayarken, Iran’a yüklenmesi için vesile çikmasi Obama için Yahudi lobisinin yeniden destegini kazanmasi açisindan bulunmaz firsat. Eh madem komplolardan gidiyoruz… Aklima John F. Kennedy’nin Amerikan derin devletiyle nasil cebellestigini ve nasil öldürüldügünü anlatan Oliver Stone’nun JFK filmi geliyor. Öyleyse benim senaryom da söyle olsun. “Amerikan derin devletinin komplosunu haber alan Obama, bu hiç de ikna edici durmayan senaryoyu dünyaya duyurdu. Bunun üzerinden bir tasla iki kus vuracak. Hem Iran’a retorik yüklenme firsati ile seçim öncesi puan kazanacak, hem de olayi karikatürize kilip etkisini sinirlandiracak…” Sizce senaryo böyle olsa Quantin Tarantino kabul eder miydi?
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler