Ceyda Karan
PORTRELER
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Ejderin pençesinde bir halk
Monday, April 24, 2000
20. yüzyilin belki de en kem talihli halki onlar. Soykirima, katliama ugrayan pek çok halk sonunda gün yüzü gördü. Ama tarihi Ipek Yolu'nun göbeginde oturan Uygurlarin payina kendi yurtlarinda prangaya vurulmak düstü. Onlar, dünyanin gözden de, gönülden de irak kalan üvey evlatlari...
Kimi halklar vardir, kimselerin bakip da görmedigi, görse de görmezden geldigi... Kadim tarihlerinden bu yana acinin hiç eksikligini hissetmeyen... Isgal, ilhak, asimilasyon ve soykirim kavramlari hayatlarinda bu denli vücut bulan... 'Medeni' Batililar gibi akliniza salt Yahudiler ya da Kosova ve Çeçenya geliyorsa fena halde yanilirsiniz, eger Uygur adini duymadiysaniz... Ama bizde bilmemek degil, ögrenmemek ayip derler. Kim bilir belki de uzaklardaki 'akrabalarimiz' Uygurlar da böyle diyordur. Malum ayni dili konusuyoruz.

Onlar belki de 20. yüzyilin en kem talihli halki. Soykirima, katliama ugrayan pek çok halk sonunda gün yüzü gördü. Ama tarihi Ipek Yolu'nun göbeginde oturan Uygurlarin payina kendi yurtlarinda prangaya vurulmak düstü. Onlar, dünyanin gözden de, gönülden de irak kalan üvey evladi oldu. Tepelerine inen atom bombalariyla kollari bacaklari yamultulan evlatlari... Onlar ne Budizm sevdalisi Batililarin alicenapligindan yararlanabilen Tibetliler gibi 'medyatik' olabildi, ne de Kosovalilar gibi Bati medeniyetine yakin bir cografyada bulunmanin 'avantajini' kullanabildi. Onlar 'ejderin pençesinde' yasadi. Hâlâ da yasiyorlar.

ORADA BIR HALK VAR
Ama iste orda bir halk var uzakta. Türk-Islam uygarliginin besigi olan, büyük devletler kurmus ve büyük çöküsler yasamis bir uygarlik. Dimaglarimizda ilkokul yillarimizdan tarih kitaplarindan izi kalan Divan-ü Lugat-it- Türk'ün yazari Kasgarli Mahmut'un, Kutadgu Bilig'in yazari Yusuf Has Hacip'in memleketi. Ironiktir, bu uygarlik gündemimize Uygurlara zulmedenlerin Türkiye'yi ziyaretiyle girdi. Dogu Türkistan'i 50 yildir isgal eden Çin'in Devlet Baskani Jiang Zemin'le. Jiang, Çin'in son dönemde Uygurlar'in tüm çikis kapilarini kapatmak için baslatilan adima son noktayi koydu Türkiye'de. Yillardir 'Çin iskencelerinden' kaçip Türkiye'ye siginan Uygurlarin faaliyetlerinin önünü kesti. Ankara'daki devlet erkânina çatlak sesiyle Pavarotti'nin O Solo Mio (Benim Yalniz Günesim) aryasini söyledi. Ve tüm bunlar için 'Liyakat Madalyasi'yla onurlandirildi. Lopnar'a karsilik, son 30 yilda nüfusunun yüzde 10'u kansere yakalanan bir halkin yasadiklarina karsilik. Üstelik Cumhurbaskani Süleyman Demirel, onlara bir de 'köprü' vazifesi yükledi. Sanki bugüne dek 'paspasa' dönmemisler gibi.

ÇIN USULÜ OTONOMI
Dünyanin 21. yüzyilda önde gelen pazari olmaya aday Çin'in kuzeybatisinda altida bir büyüklügünde bir toprak parçasi Dogu Türkistan. Çinlilerin Sinkiang (Yeni Toprak) diye adlandirdigi ülke, 1955'ten beri otonom bölge. Ama bu kendi kendilerini yönetmede hak sahibi olduklari anlamina gelmiyor. Çünkü 'Çin usulü otonomi' bildiginiz gibi degil. Yönetimde Çinliler yüzde 90 söz sahibi. Örnegin, bölgesel hükümet dokuz üyeden olusuyor. Bunlardan üçü Uygur, biri Kazak, digerleri Çinli. Oysa 1955'te Çinli Han nüfusu yüzde 3 iken 31 temsilciden 29'u yerli halktan olusuyordu.

Ipek Yolu üzerinde Çin'den Bati'ya uzanan kervanlarin rotasi olan bu topraklarin sahipleri, zengin petrol, altin, uranyum, kömür yataklarinin bedelini ödüyor belki de. Pekin yönetimi, yillardir bu kaynaklari hortumluyor. Uygurlarin yüzde 80'ine ise yoksulluk sinirinin altinda yasamak düsüyor. Yerel hükümetin Pekin'in tekeli altindaki isletmelerde sözü geçmiyor. 1950'lerde kurulan ve kollektif çiftlikleri ve bir dizi isletmeyi elinde tutan Sinkiang Üretim ve Insa Birlikleri, The Economist'in ifadesiyle, 'devlet içinde devlet'. Bu kurum, 7.4 milyon dönüm topragi, 172 çiftligi, 344 kurulusu, 500 okulu, 200 hastaneyi ve 46 arastirma enstitüsünü kontrol ediyor. Resmi egitim, Uygurlari adeta görmezden geliyor. Dogu Türkistan'daki okullarin yüzde 70'inde Çince egitim yapiliyor. Uygur nüfusun yüzde 60'i okuma yazma bilmiyor. Uygur gençlerinin yüzde 97'si üniversite egitimi alamiyor. Alanlar ise çoklukla mavi yakali isçi olarak çalistiriliyor.

SOYKIRIMIN BÖYLESI
Çin 1949'daki isgalinden beri Uluslararasi Af Örgütü gibi dünyada saygin kuruluslarin sik sik raporlarinda vurguladiklari gibi, Dogu Türkistan'da sistematik bir soykirim uyguluyor. Bu siyasetin birkaç araci var. En önde geleni ise Çinli Hanlarin Dogu Türkistan'a planli biçimde gönderilmesi. Çin'in resmi verilerine göre, 1990 itibariyle 16 milyon olan nüfusun 7.5 milyonunu Uygurlar, 1 milyonunu Kazaklar, geri kalanini Kirgiz, Mogol ve Özbek gibi halklar olusturuyor. Buna karsilik 6.5 milyon Çinli var. Oysa 1949'da sadece 300 bin Çinli vardi. Pekin'in ülkede tam 500 bin askeri bulunuyor.

Dogu Türkistan'daki çalisma kamplarina son yillarda 40 binin üzerinde Çinli suçlu yollandi. Hiçbiri cezasini tamamlayinca geri dönemiyor. Tersine, ailelerini bu ülkeye davet etme hakki taniyip, 'reforme edilmis çiftlikler' kurmalarina izin veriliyor. 
Dünyanin en kalabalik nüfusu olan Çin, tek çocuk siyasetini burada farkli uyguluyor. Yasalara göre, kentlerde yasayan Uygurlar'in iki, kirsal alandakilerin üç çocuk hakki bulunuyor. Ama Çin'in diger bölgelerinden farkli olarak Dogu Türkistan'daki Çinlilere de iki çocuk hakki ihmal edilmiyor. Bir Uygur çiftin çocuk sahibi olabilmesi için önce yetkililerden 'icazet' almasi gerekiyor. Bunun için üç-dört yil bekleyenler oluyor. Ama en vahimi, zorla kürtajlar ve kisirlastirmalar. Dogu Türkistan'da resmi rakamlara göre sadece 1991'de bir kentte 18 binin üzerinde kürtaj gerçeklesmis. 

Soykirimin en keskin araci ise Pekin yönetiminin son 30 yildir Taklamakan Çölü civarinda bulunan Lopnor'daki 46 nükleer deneme. 17 Agustos 1995'te Lopnor'daki denemenin Hirosima'ya atilan bombadan 10 kat daha güçlü oldugu belirtiliyor. Uluslararasi insan haklari örgütlerinin raporlarina göre radyoaktivite yüzünden ölenlerin sayisi 210 bini buluyor. Dünya Saglik Örgütü'ne göre, 1975-1985 yillarinda lösemi vakalari yüzde 7 oraninda artmis, nüfusunun yüzde 10'u kanser belasiyla bogusuyor. Örgüt, 1988 raporunda, Hoten, Yarkent, Kasgar kentlerinde 3 bin 961 kisinin bilinmeyen salginlara kurban gittigini ortaya koyuyor. Bölgedeki ekolojik felaket, ölü ya da iki basli, karacigersiz, kolu kanadi kirik dogan bebekler de cabasi. Ama daha da acimasiz olani, Pekin yönetiminin çogu deneme öncesinde tahliyeye bile gerek görmemesi. 

EBOLA'YA BILE RASTLANMIS 
Sovyet Nükleer Bakteriyolojik Silah Programi'ndan görev alan Ken Alibek'in ABD'ye kaçtiktan sonra 1992'de yayimladigi 'Biohazard' adli kitabina göre, Bostun Gölü yakinindaki Malan'da Çinlilerin gizli nükleer üssü var. Uygur ve Mogollarin yerlesim bölgesine 10 km. uzaktaki bu bölgede Afrika'da bile nadir görülen Ebola ve Marburg bakterileri bulunuyor. Bu da Çin'in 1980'lerde bakteriyolojik silah gelistirdigine isaret ediyor. 1980'lerde Dogu Türkistan'da adi sani bilinmeyen ve '1 numarali salgin', '2 numarali salgin' diye adlandirilagelen hastaliklar da bunun kaniti. 
Bir Çin atasözü, 'Cennet çok yüksekte, imparator ise çok uzakta' diyor. Pekin, Dogu Türkistan'dan 3200 km. uzakta. Ama bu ülkeyi hiç unutmuyor. Ülkenin bir ucundan digerine Pekin saati uyguluyor. Kasgar'da 'ögle saatine' dek karanlik hüküm sürüyor. 

Dogu Türkistan, tipki Tibet, Iç Mogolistan ve Tayvan gibi Çin'in 'yumusak kalbi'. Sovyetler Birligi'nin çöküsüyle birlikte Uygurlarin bagimsizlik umutlari canlandi. Bugün Dogu Türkistan'da bagimsizlik için mücadele eden 60'in üzerinde örgüt var. Son birkaç yilda 138 ayaklanma yasandi. Hepsi de kanla bastirildi. Uluslararasi Af Örgütü'na göre Ocak 1997'den beri 190'i infaz edilen 210 idam cezasi verildi. Örgüt, kursuna dizmeleri, hapishanelerdeki iskenceleri ve keyfi tutuklamalari vurguluyor. 1998'in sonunda 18 ülkeden 40 Uygur lider sayilari 50 bini bulan Uygur'un yasadigi Türkiye'de, Ankara'da bir sürgün hükümetinin sinyallerini veren Dogu Türkistan Ulusal Merkezi'ni kurdu. Merkezin basinda ise Türk ordusundan emekli bir subay, Riza Erkin var. 

Çin'in acimasiz siyaseti Dogu Türkistan'i patlamaya hazir bombaya çevirirken, dünyanin önde gelen ülkelerinin giki çikmiyor. Istah kabartan milyarlik Çin pazari dururken kimsenin Uygurlari düsünecek hali yok ya! Ne de olsa, her Çinliye bir sakiz satilsa köse dönülür! Ama Uygurlarinki salt özgürlük savasi degil. Ayni zamanda yok olmama mücadelesi. 'Vahsete dur' denmesini bekleyen bir çiglik. Gözü körlesmis, kalbi taslasmis bir dünyaya. Son Uygur yok edilmeden duyulmasi umuduyla!

BIR UYGARLIGIN HAZIN ÖYKÜSÜ
Göktürk Imparatorlugu'nun çöküsüyle M.S. 744'te Orta Asya'da ilk devletlerini kuran ve Islamiyet'i 10. yüzyilda kabul 
eden Uygurlar, 18. yüzyila dek hep bagimsiz oldu. Çin'de Mançu hanedani döneminde 1759'da isgal edilseler de 1863'te devletlerini yeniden kurdular. Osmanli Imparatorlugu, Çarlik Rusyasi ve Britanya'nin tanidigi devletleri, 1876'da yine isgal edildiginde bu kez karsilarina yeni bir isim çikti: Isgalciler anavatanlarina Sinkiang (Yeni Toprak). adini koyuverdi. Bu dönemde 1 milyon Uygur öldürüldü, 500 bini sürgüne gitti. 1911'de Mançular devrildiginde Sun Yat Sen liderligindeki milliyetçiler kendi kaderini tayin hakkindan söz etti. Ama, sonra 'Büyük Çin Ulusu' hayalindeki Çankaysek umutlarini suya düsürdü. 1933'te kurduklari Sarki Türkistan Islâm Cumhuriyeti ancak bir yil yasadi. 1944'teki ayaklanmayla kurulan Dogu Türkistan Halk Cumhuriyeti ise Stalin'in 1949'daki ihanetine dek sürdü. Pekin'le görüsmeye giden Devlet Baskani Ahmet Can dahil bes lider geri dönmedi. Çinliler Almati'da bindikleri uçak kaza yapti dese de eski bir KGB ajaninin anilari, Moskova'da iskence masasinda öldüklerini ortaya koydu. 1955'te 'otonom bölgeleri' kurulurken, direnisin sembolü Isa Yusuf Alptekin Türkiye'ye kaçti. Alptekin, 1995'te 95 yasinda öldügünde, Uygurlarin ünlü 'Istanbul'u görmemis olan, dünyaya gelmemistir' atasözüyle ölümsüzlesen bu kentte gömüldü. Mesut Yilmaz hükümetinin 1998'de mavi üzerine ay yildizli 'Gökbayrak'i yasaklayan 36 sayili genelgesini görmeden.
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler