Ceyda Karan
PORTRELER
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

'Kâbe'nin gölgesinde bir devletçik
Monday, July 17, 2000
KKTC'de Türkiye'yi Kâbe diye belletmeye kararli GK Komutani Özeyranli ile sivillesme yanlilari arasindaki mücadele dorukta. GKK, gazetecileri casus diye tutuklatirken, muhalefet gövde gösterisine hazirlaniyor
LEFKOSA - "Türkiye, büyük Türk dünyasinin gururu ve onurudur. Ankara da bu Türklük dünyasinin 'degismez Kâbesi'dir. Türklük dünyasinin kopmaz bir parçasi olan Kibris Türk toplumunun dününde oldugu gibi bugününde ve yarininda da anlami çok daha farkli ve ayricaliklidir. Türkiye'ye dokunulmamasi ve dokundurulmamasi gerekir."

Afrodit'in topraklarina 'Kâbe'nin nerede oldugunu unutturmamak için gelmisti' Güvenlik Kuvvetleri Komutani (GKK) Tuggeneral Ali Nihat Özeyranli. Bu görevi en iyi sekilde de icra edecekti. 'Iman etmeyi' reddeden 'hainler' için 'ihanetlerinin' bir bedeli vardi ve bu bedel ödettirilecekti. Hedef belliydi. Kendi Kâbesini bir baska yerde arayan, çikardigi 'Avrupa' adli gazeteyle toplum genelinde biraz da 'zipçikti' olarak görülen anarsist ruhlu bir gazeteci, Sener Levent, birkaç gün sonra düzenlenen ani bir operasyonla gözaltina alindi. Onunla birlikte gazetenin 'çok gizli askeri tesislerin fotograflarini çekmek'le suçlanan bir foto muhabiri, iki yazari, operasyon sirasinda Levent'in evinde olmak gaflet ve delaletinde bulunan Pembe Tütüncü adli genç bir kadin ve astsubay esi.

'CASUSLUK SEBEKESI'
Bütün 'parçalar' yerine oturuyordu. Ortada bir 'casusluk sebekesi' vardi. Is, gazetesinde Türk Silahli Kuvvetleri'nin Kibris Adasi'nin kuzeyinde 'isgalci' bir güç oldugunu, Cumhurbaskani Rauf Denktas'in da bu gücün çikarlarini bizzat kendi ifadesiyle 'büyük bir onur duyarak' korudugunu, polis teskilatini olusturan GKK'nin siviller yerine ordu vasitasiyla Ankara'dan yönetildigini yazan Levent'le sinirli kalsa iyiydi. Belki de kimselerin dikkatini fazla çekmeyecekti. Ama komutan hizini alamayip, ülkenin 'Kâbe'ye 'mesafeli' duran sivil idaresine de oklarini yöneltmisti. Ve nisan ayinda sikintili bir cumhurbaskanligi seçiminden çikan, son yedi ayda yedi bankanin battigi, ekonomik krize çözüm arayisinda umutlarini her zaman oldugu gibi yine 'Kâbe'ye baglayan KKTC'de ortaya bir de askerin iç siyasete müdahaleleri, sivillesme tartismalari ve casusluk vakasi çikiverdi.

Tabii, tüm bu olup bitenler adaya yillarca 'gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüzdür' zihniyetiyle bakan Türkiye basininin da dikkatinden kaçmayinca, kiyamet kopuverdi. Bugün Kibris Adasi'nin kuzeyinde yasayan yaklasik 150 bin kisi Türkiye'nin kendisini kurtardigi 20 Temmuz'un 26. yildönümünü iste bu 'kiyametin' esiginde kutlamaya hazirlaniyor. 

'ASKERIN GÖLGESINDE'
 
GK Komutani'nin zamanlamasi dogrusu mükemmel oldu. KKTC, güneydeki Rumlara karsi, uluslararasi toplumda taninma mücadelesini yükseltme hedefiyle Cenevre'de BM gözetimindeki dolayli görüsmelere basliyordu. Ve Denktas'in israrla egemen esitlikten dem vurdugu bir sirada, ortaya birtakim 'casuslar' çikarildi. Özeyranli da bu 'casuslar'la basa çikamayan, ama polis gücü, itfaiye hatta trafik polisleri bile komutasi altinda oldugu için kendisini elestiren sivil hükümeti suçlayivermisti.

Özeyranli, 30 Haziran'da komutasi altindaki GKK'nin bütün birim ve teskilleriyle Baris Kuvvetleri Komutani'nin emir ve komutasi altinda olarak KKTC'nin iç ve dis tehditler karsisindaki savunmasiyla görevli oldugunu vurgularken, "Sayet GKK'nin anayasayla kendisine verilmis bu görevi kararli ve azimli bir sekilde yerine getirme inancindan rahatsiz olanlar varsa, önce kendi görevlerini yapip yapmadiklarini, bir daha gözden geçirsinler" diyordu. Ardindan da 24 saat geçmeden yeni polis müdürlügü binasinin açilis töreninde polisin sivil idareye baglanamayacagini kesin bir dille ifade ediyordu. Çünkü Türkiye'den atanmis bir komutan olarak, KKTC polisinin organik anlamda GKK'ya bagli olmasinin bu ülkenin tam bir cumhuriyet rejimi ve demokratik devlet olma özelligine zarar verdigini düsünmüyordu. Hatta Ulusal Birlik Partisi (UBP)-Toplumcu Kurtulus Partisi (TKP) koalisyon hükümetinin programinda polis gücünün tipki KKTC'deki gibi ateskes hali devam eden Rum Yönetimi ya da Türkiye ve AB ülkelerindeki örneklerinde görüldügü üzere Içisleri Bakanligi'na bagli olmasi bir sey degistirmezdi. Burasi Kibris'ti.

'ABUR CUBUR DEMOKRASISI'
Basbakan Yardimcisi Mustafa Akinci önce töreni terk ederek tavrini koydu, ardindan da ertesi günü bir basin toplantisiyla komutana zehir zemberek bir yanit verdi. Akinci, komutanin 'çizmeyi astigini' söylüyordu. Ama Özeyranli, 'çizmeyi daha da asmakta' sakinca görmeyip bombardimani sürdürdü: KKTC'deki sivil yönetim Rumlara karsi verilen savasin efsanevi gücü Türk Mukavemet Teskilati'nin (TMT) ruhunu öldürmüstü. Üstelik söyle diyordu komutan: "Oklar hedefe vardikça cani yananlarin bagirtisini duyuyorum. Demokrasiyi abur cuburla karistirip yerseniz gaz yapar. Polisin askere bagli olmasi Akinci'yi niçin bu kadar yakindan ilgilendiriyor anlamiyorum. Bu konuda en son konusmasi gereken kisi Akinci'dir."
Simdilik bu düello böyle sürüp gidiyor. Gerçi, Ankara ile iyi geçinmek durumunda olan bir koalisyon hükümetinin küçük ortagi oldugu için 

Akinci tonunu düsük tuttu ve "Ülkemizde kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Bu kadar basit, yalin ve anlasilir bir istektir bu. Demokratiklesme sürecinin önemli bir halkasi olarak polisimize, itfaiyemize kendimiz hâkim olmak istiyoruz. Tipki güneydeki devlet gibi, tipki Türkiye gibi, tipki AB ülkeleri gibi" demekle yetindi. 

BUNDAN IYISI CAN SAGLIGI
Ada halkinin adeta soluklarini tutup izledigi bu sivillesme tartismasinin sembolü ise tabiatiyla Özeyranli'nin fitilini atesledigi casusluk davasi. Lefkosa'nin göbeginde sahnelenen bu oyunun aktörleri dogrusu degme aktörlere tas çikaracak nitelikte. Dava, izleyenin bazen gözlerinden yaslar gelecek denli gülme krizlerine kapilmasina neden oluyor. Tutuklularin gözaltindaki üçüncü günlerinde yapilan ilk mahkemede, tahkikati yürüten baskomiser, avukatlarin sorulari karsisinda sürekli "Bilmiyorum" yaniti verdi. Bunun üzerine gazetenin Ali Osman Tabak ve Harun Denizkan adli iki yazari serbest birakildi. Digerleri için verilen üç günlük tutukluluk süresinin ardindan yapilan ikinci durusmada yine benzeri sahneler yasanmasina ragmen, bu kez savcilikla anlasan astsubay Vasfi Tütüncü ve esi Pembe üç gün daha tutuklu kalmayi gönül rizasiyla kabul etti. Ünlü 'casusluk fotograflarinin' faili Mehmet Inanci da tutukluluguna itiraz eden avukatlarini aniden azlederken, üç gün daha tutuklu kalmayi da itirazsiz kabul ediverdi. Polis sefi, zanlilarin evinde bulunan filmlerde görünen Girne'nin kalabalik caddelerinden birinde bir komutana ait ev, bir askeri dinlenme tesisi, askeri revir, lokanta ve yeni alinan bir hücumbot gibi askeri mülkiyete ait yer ve teçhizatlarin fotograflarinin önemli casusluk kanitlari içerdigini söyleyerek civar halkla görüsmeleri gerektigini vurguladi ve yargiçtan Levent'in 'bu civar halkla' temas ederek onlari etkileme olasiliginin önlenmesi amaciyla sorusturma için sekiz gün zaman istedi. Avukatin artik casusluk mesleginin uzaydan uydular araciligiyla icra edildigi, kimselerin kalabalik mekânlarda cadde üzerindeki komutan evlerinin fotograflarini çekmedigi yollu itirazlarini ise "Bana göre böyle degil" sözleriyle geçistirdi. Yargiç ise dört zanli için üçer gün tutuklulugu uzatma karari verdi. Ama diger zanlilarin mahkemedeki tavirlari herkesi süphelendirdi. Daha önce haklarinda yeterli delil bulundugu israrla vurgulanan üç 'zanlinin' bugün yapilacak durusmada serbest birakilmasi kimseleri sasirtmayacak. Ama is Levent'e gelince, herkes 'orada dur' diyor.

KOMPLONUN DOKUNDUKLARI 
Taksicisinden bakkalina, terzisinden gazetecisine dek herkesin 'askerle ugrasirsan sonu böyle olur' diye degerlendirdigi davanin 'bir komplo' oldugundan kimsenin süphesi yok. Ama sürekli Kibrisli Türk olmaya vurgu yapan bir gazeteciye karsi açilan davanin bir 'komplo' oldugu yorumunun kendisi, adada Türk askerlerinin varligi ve iç siyasete müdahalelerine iliskin tartismayi körüklemekle kalmiyor. Bu olay, Kibrisli Türklerin 'Türkiyeliler' diye nitelendirdigi ve 1974 Baris Harekâti'ndan beri adaya göç ettirilen nüfusla, kendileri arasindaki görünmez duvarlari görünür kiliyor. Bunun ardinda yatan hiç de küçümsenecek gibi degil.

Her köyde bir Türk Baris Kuvvetleri garnizonu bulunan kuzeyde, belli bir kademenin üzerinde ve karar mekanizmalarinda söz sahibi olmayi basarmis Kibrisli Türk komutana rastlamak olasi degil. Türkiyeli 'kardesleri' gibi Türkiye'deki Harp Okulu'ndan mezun olan bu subaylar, rahatsizliklarinin bir belirtisi olarak, bazi 'sivil toplum örgütleri' gibi gidip Özeyranli'ya bagliliklarini sunmadi. 

DENIZDE KUM ADADA PARTIZAN 
Kökeni 1963-1974 yillarinda mücahitlerin Rumlara karsi verdigi savasa dayanan 4 bin 500 kisilik GKK'ya bagli polis gücü de huzursuz. Kâgit üzerinde basbakanliga bagli görünen GKK, aslinda emirleri Türkiye'den atanan bir komutandan aliyor ve casusluk davasinda çarpici biçimde ortaya serildigi gibi pek de ne yapacagini bilmiyor. Üstelik, GK Komutani'nin polis teskilati için yeni planlari var. Bunu en son Türkiye kökenlilerin polis gücü içindeki sayisinin yetersiz oldugunu ve bu sayinin Kibrisli Türklerle esitlenmesi gerektigini belirterek dile getirdi. Bu ise partizanligin genel kabul gördügü adada, üstü örtülü biçimde 'askerin partizanligina' yoruluyor. Muhalefetteki CTP lideri Mehmet Ali Talat'in ifadesiyle 'ilk kez Kibrisli Türklerle Türkiye bu denli karsi karsiya getiriliyor.'

Meclisin yüzde 70'ini olusturan UBP, CTP, TKP ile son derece güçlü sendika ve sivil toplum örgütlerinin polisin sivil otoriteye baglanmasinda hemfikir olmasi ortaligi bulandiriyor. Denktas nisandaki cumhurbaskanligi seçimlerinin ilk turunda bu düsünceye destek çikmis, ama seçimi kazaninca fikir degistirmis. Üstelik Denktas, sivillesme krizine sebebiyet veren GK Komutani'na Cenevre'den döner dönmez gögsünü siper etti, "Konusmasini ben istedim" deyiverdi. Ne ilginç ki, Denktas'in gerekçesi polis teskilati sivil yönetime baglanirsa, partizanligin bu kuruma el atacagi. Söyle bir düsününce mantikli geliyor: Adada iktidarda tanidigi olanin islerini tikir tikir yürüttügü bir gerçek. Ama Denktas'in partizanliginin ne denli güçlü oldugunu bilenler sözlerini hafif bir tebessümle dinliyor. 

'BIR ACAYIP MEMLEKET'
Denktas'in ezelden ebede karsisinda duran partiler ise, adanin ahval-i seraitini olanca çarpiciligiyla gözler önüne seren bu tartismalardan hareketle, muhalefet bayragini yükseltme çabasinda. UBP'nin hükümetteki küçük ortagi TKP'nin lideri Akinci, "KKTC, itfaiyenin, trafik polisinin bile sivil otoriteye bagli olmadigi, kendi milli havayolunun yönetiminde agirlik tasimayan, Merkez Bankasi'nin baskanini bile belirleyemeyen, Kibrisli Türk subaylarin albaylik rütbesinin üzerine çikamadigi bir memleket" diyor. CTP, 'GK Komutani Kibrisli Türklerden olsun, askeri yapilanma ve polis gücü içinde Kibrisli Türklere karsi terfi magduriyeti giderilsin' siariyla bir kampanya baslatiyor. Bu parti, eski lideri Özker Özgür'ün de yer aldigi Yurtsever Birlik Hareketi (YBH) ve kökleri geçmise uzanan sol tandansli sendika ve derneklerle birlikte tam da 20 Temmuz kutlamalarindan iki gün önce 'Bu memleket bizim' mitingi düzenleyecek. Son günlerde Türkiye'den gelen heyetle birlikte ortaya konulan ve Türkiye'den alinan paralarla yürütülen ekonominin yönetiminin 'köküne kibrit suyu ekme' potansiyeli yüksek, kemer sikmaya dayali ekonomik paket de casusluk olayiyla birlikte bu mitingin tamamlayici unsuru haline geliyor. KKTC halki, gölgede 45 dereceyi bulan sicaklarda, yikici bir siyasi atmosferde 20 Temmuz Baris Harekâti'ni kutlamaya hazirlaniyor. Ve adada kimse bundan sonra olacaklari, tipki her gün yasanan elektrik kesintilerini kestiremedigi gibi kestiremiyor.
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler