Ceyda Karan
PORTRELER
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Islamcilarin Che Guevera'si
Monday, December 25, 2000
O Islamcilar için ABD'nin dünyadaki hegemonyasina pabuç birakmayan büyük bir kahraman. ABD içinse dünyanin bir numarali 'teröristi'. Ve onu yakalamak kedi-fare oyunu degil. Çünkü 40 yillik hayatina sigdirdigi savasçilik deneyimi ve inanilmaz bir iliskiler agi var
Dünyanin dümenini ellerinde tutan ABD, son 10 yildir tek bir adami ele geçirmeye çalisiyor: Usame bin Muhammed bin Awad bin Ladin. Nam-i diger Usame bin Ladin. Bu yolda ona yillarin vefa borcunu ev sahipligi yaparak ödeyen Afganistan ve Sudan'a güdümlü füzeler yagdirildi, sayisiz suikast girisiminde bulunuldu, hatta dâhiyane halkla iliskiler kampanyalari düzenlendi. Pakistan'daki kibritlerin üzerine resimlerini basip basina 5 milyon dolar ödül koyuldu. O Müslüman dünyada ABD'nin egemenligine karsi savasan bir efsane olarak anilirken, tüm bu olaylar bir devletin bugüne dek özel bir kisilige karsi giristigi en büyük kampanya olarak tarihe simdiden geçti. "Peki kim bu bin Ladin? Onu kim kahraman yapti?" Pek çok kisiye göre yanit belli: ABD.

Bin Ladin, ABD için dünyanin bir numarali 'teröristi'. Hakkindaki suçlamalar ayni zamanda gücünü de gösteriyor. 1993'te Dünya Ticaret Merkezi'ne yapilan bombali saldiri; 1996'da Suudi Arabistan'daki 19 ABD askerinin öldürülmesi; 1998'de ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen ve yüzlerce kisinin öldügü bombali saldirilar ve son olarak 2000 Kasim'inda Yemen'deki USS Cole destroyerine yapilan bombali saldiri. 

Çok güçlü istihbarat kaynaklarini alt etmeyi gerektiren bu saldirilara ragmen bin Ladin'i bir türlü ele geçiremeyen ABD, geçen hafta son çareyi, kendisine ev sahipligi yapan Afganistan'daki radikal dinci Taliban hareketine uluslararasi yaptirimlari artirma baskisi yapmaya dek vardirdi. Üstelik bu isi Soguk Savas sirasinda en büyük mücadeleyi verdigi Sovyetler Birligi'nin mirasçisi Rusya'yla elbirligi ederek yapti. BM Güvenlik Konseyi'nden Taliban'a, 'Bin Ladin'i teslim etmezsen, zaten açliktan kirilan Afganistan'i felaketlere sürükleyecek bir süreç baslatiriz' uyarisi çikartildi. Tüm bunlar sadece bir adam içindi. Bir zamanlar Sovyet isgaline karsi birlikte 'savastigi' ABD'ye cihat ilan eden bir adam için. Peki dünyanin süper gücüne bu derece pervasizca kafa tutan bu adam kimdi?

SIRADISI KISILIK 
Bin Ladin 1950'lerin ortalarinda Suudi Arabistan'in önde gelen ailelerinden birinin oglu olarak dünyaya geldi. Babasi Muhammed Awad bin Ladin, Suudi kralligina Güney Yemen'deki Hadramout'tan 1930'larda göç etmisti. Allah, önceleri Cidde Limani'nda hamal olarak çalisan bu adamin yüzüne gülmüs, onu ülkenin insaat sektörü imparatoru yapmisti. 1950'lerde Suudi Arabistan'in modernlesme sürecinde etkili olan aile büyük bir zenginlik elde etmisti. Kral Saud için saraylar insa eden baba bin Ladin, 1960'lardaki Saud-Faysal çatismasinda Saud'u tahttan inmeye ikna etmekle kalmayip, Faysal iktidarinda bosalan devlet kasasinin karsilayamadigi giderleri bile karsilamisti. Alti ay boyunca kraliyetin tüm kamu hizmetlilerinin parasini ödemisti. Tabii karsiliginda Faysal da tüm insaat projelerinin bin Ladin'e verilmesini öngören bir kararname çikartmisti. 

Usame'nin annesi babasinin sahip oldugu pek çok esten biriydi. Usame ise ailenin 52 çocugunun 17'incisi. Usame, babasinin 1967'de 13 yasindayken, ölümünün ardindan kendini dine verdi. Abilerinden biri olan Abdül Aziz onu, uzun, ince ve sofu bir kisilik olarak hatirliyor. Oysa 1970'lerde Arap dünyasindaki pek çok zengin aileye dair dedikodularda oldugu gibi Usame'nin de Londra ve Beyrut'ta dolasan bir 'playboy' oldugu söyleniyor. Ama bu yanlis olmali, çünkü, çok az Ingilizcesi varken, hiç Fransizca da bilmiyordu. Üstelik çocuklugundan beri de sofu bir kisilikteydi.

KABIL YOLLARI... 
Bin Ladin'in kaderi bundan 20 yil önce Cidde'deki Kral Abdül Aziz Üniversitesi'ne basladiginda degisti. Islami atmosferin bulundugu bu üniversite, Afganistan'da daha sonra önemli rol oynayacak iki kisiye de ev sahipligi yapiyordu: Bin Ladin ve onu etkileyen Filistin kökenli hocasi Seyh Abdullah Azzam. Yaser Arafat'in önde gelen dostlarindan olan Azzam, FKÖ'deki yolsuzluklardan düs kirikligina ugramisti. Ona göre Islam'in kökenine geri dönülmesi ve inanmayanlara karsi cihat ilan edilmesi gerekiyordu. Aralik 1979'da FKÖ'nün Israil'le mücadele verdigi topraklardan çok uzaklarda bu mücadele için bir yol açildi. Sovyetler, Afganistan'i isgal etti. 

Bu isgal ABD'nin Sovyetler'e iliskin korkularini canlandirirken, Ronald Reagan'a da baskanlik yolunu açti. Ancak savas gurur duyulan Sovyet ordusunun ne denli çürük oldugunu açiga çikardi. Ama her seyin ötesinde Amerikalilar hiç beklenmeyen bir sey yapti, Reagan yönetimi Sovyetler'e karsi Islamci isyancilara destek çikti. O dönemde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde olan Robert Oakley, "Bu Islamiyet'in seytana karsi mücadelesi" diyordu. Washington yönetimi, inançsizlara karsi kahraman Arap gençlerini silahlanmalari için cesaretlendirdi. Plan iyi isledi. Sovyet güçleri 1989'da Afganistan'i terk ettiginde, iyi silahlanmis Islamci askerler serbest kalmisti ama kimse de süphelenmemisti. Ama daha sonra canlarini yakacak olan dünyanin Islamci militan kadrolari sekillenmeye baslamisti. Ve Afgan savasinin sonuyla birlikte bin Ladin, ortaya çikacak liderlerden biri olmaya hazirdi.

EL KAIDE YÜKSELIYOR 
Usame, Afganistan'a ilk gidisinde Pakistan'da Pesaver'e götürüldü ve oradaki mültecilerin perisan halini gördü, liderlerle görüstü. Bunlar arasinda bugün Afganistan'in BM nezdinde kabul gören devrik Devlet Baskani Burhaneddin Rabbani de vardi. Suudi Arabistan'a geri dönüsünde ise mücahitlere yardim için büyük miktarda para toplamayi basardi. Bin Ladin öncelikle lojistik bir kisilikti. Pakistan'daki mülteci kamplari için okullar ve siginaklar insa etmis, aile baglantilarini ve insaat alanindaki uzmanligini kullanmisti. 1980'lerin ortalarinda Afganistan'in içlerine ilerlemis, mücahitlerin saklanmasi için tüneller ve yollar insa etmisti. 1984'te Azzam'in kurdugu Mekteb el-Hidamat, (Hizmet Bürosu) dünya çapinda Islami yardim örgütü gibi çalisti. Aslinda örgütün Detroit ve Brooklyn'de bürolari vardi ve faaliyetleri de Reagan yönetimi tarafindan desteklenmisti. Yillar sonra, 1998'de ayni örgüt hakkinda, dünya çapinda ABD'nin çikarlarina karsi hareketlere yataklik yaptigi süphesi ortaya konulacakti. (Brooklyn bürosu kör Seyh Ömer Abdül Rahman ve 1993'te Dünya Ticaret Merkezi'ni bombalayanlar tarafindan kullanilmisti). Ama bu henüz gelecekti ve o zamanlar bin Ladin'in de, Amerikalilarin da hedefi Ruslardi. 

1984'te ise Pesaver'de bir ev edindi. Bu evin Arap mücahitlerin egitim kamplarina gitmeden önceki ilk üssü oldugu söyleniyor. Bu organizasyonu da hocasi Azzam'la birlikte kotariyordu. 1986'da ise Afganistan'da kendi kamplarini kurmaya karar verdi ve iki yil içinde altidan fazla kamp insa edildi. Kendi komutasi altinda savasçilar olsun istiyordu. 1988'de El Kaide grubunu olusturma fikri, Arap ailelere savasmak için gönderdikleri evlatlari hakkinda bilgi verebilmek amaciyla dogdu. Konuk evine ve kamplara gelen ve giden mücahitlerle ilgili kayitlar tutulup ailelere iletiliyordu. 

Bin Ladin bir süre sonra lojistik destekten bire bir savasin içine atildi. Kimi zaman Arap kökenli yandaslarini komutan olarak yönetip gögüs gögüse çarpismalara katidi. Iyi savasti, hatta Ruslar basina ödül bile koydu. Bin Ladin'in güçlerini görmüs bir Israilli, "Çilgincasina cesurdular" diyordu. Öyle de olmak zorundaydilar. 1989'da mücahitler ve Arap gönüllüler Celalabad'a dogru ilerlemis, Moskova destekli hükümeti düsürmek için kenti almaya çalisiyorlardi. Kent direniyordu ama kontrol edebilecegi bir Afgan hükümeti isteyen ABD destekli Pakistan liderliginin cesaretlendirmesiyle mücahitler saldiriya geçti. Komutasindaki güçlerle havaalanina saldiran bin Ladin, bir sarapnel yarasi aldi. Ardindan yoldasi ve hocasi Azzam da öldü. Bin Ladin bunun üzerine evine geri döndü. Suudi Arabistan'a aile islerine girdi ve daha sonra Bosna, Çeçenya ve Somali'de de gönüllü olacak Afgan gönüllüler için bir yardim örgütü kurdu. Bin Ladin kendine savasacak bir yer ariyordu.

SUUDI TAHTIYLA DALASMA 
1989'da Sovyetler büyük bir yenilgiye ugrayip Afganistan'dan geri çekildiginde ülkesine geri döndü. 1990'da ona aradigi firsati ise Saddam Hüseyin Kuveyt'i isgal ederek verdi. Güney Yemen'deki Islami hareketle iliskileri nedeniyle Suudi kraliyeti ona soguk bakiyordu. O dönemde Suudi kraliyetine, Saddam'in Yemen'i isgal edecegi yolunda uyarilarda bulunuyordu. Ve Suudi rejimi Saddam'la iyi geçiniyordu. Ama Suudi rejimine karsi henüz düsman kesilmemisti. Hatta Irak'in Kuveyt'in isgali üzerine Kral Fahd'a kraliyeti korumaya dair kisisel görüslerinin yer aldigi bir mektup bile yolladi. Arap mücahitleri bu yolda birlestirebilecegi önerisinde de bulundu. Ama mektubu yanki uyandirmamisti. 

O adamlarini toplamak için bir çagri beklerken, bir de bakti ki Amerikalilar gelmis. Bunun üzerine taktik degistirdi. Krala yeni bir mektup yazmak yerine kraliyet mensuplari arasinda siki lobi faaliyetleri yapti. Afganistan'a gittigi sanilan ve sayilari 4 bini bulan destekçilerine yönelik fetva yayimladi. Ama Suudi rejimi bu durumdan hosnutsuzdu. Yaptigi konusmalar nedeniyle iki kez sorgulandi. Hatta, Cidde disindaki çiftligi Ulusal Muhafizlar tarafindan basildi. 

KAÇIS VE BIRLESTIRME ÇABALARI 
Usame, artik etrafta Amerikalilar dolasirken bu ülkede kendisine yer olmadigini düsünmeye baslamisti. Kral Fahd'a ve Prens Abdullah'a çok yakin olan bir kardesi araciligiyla yurtdisina çikma izni elde etti. Ve 1991'de solugu Pakistan üzerinden gittigi Afganistan'da aldi. Afganistan'daki komünist rejimin çöküsüne, Afgan partilerinin birbirlerini yemeye baslamasina taniklik etti. Onlari bir araya getirmeye çalissa da basarili olamadi. Yandaslarina ise çatismalardan uzak durmalari emri verdi. Afganistan'da Suudi rejiminin Pakistan istihbaratiyla ortaklasa düzenledigi sayisiz suikasttan kurtuldu. Ama Suudi ve Pakistan kuruluslarinda siki dostlari da vardi. 

BAGLAR SUDAN'DA KOPUYOR 
Afganistan'daki çatisan taraflari bir araya getiremeyince ülkeyi terk etmeye karar verdi. Tek alternatif Sudan'di. Afganistan'i 1991 sonlarinda özel bir jetle terk etti. Sudan'i cazip kilan bu ülkedeki yeni Islami rejimdi. 1990 baslarindaki Hartum, 1941'in Casablanca'si gibiydi. Amerikali, Britanyali, Israilli, Misirli ajanlar burada cirit atiyordu. Amerikalilarin bakis açisina göre Sudan'daki Bin Ladin önemsizdi. Hartum'a Afgan savasinda ABD'nin tarafinda savasmis bir ABD muhalifi olarak gelmisti. Suudiler bin Ladin'i 1994'te vatandasliktan çikardiklarinda ise siyasi faaliyetlerini iyice yogunlastirdi. Önce kimligini açiklamak için Suudi referansina ihtiyaci olmadigini açikladi. Ardindan önde gelen kisiliklerle 'Tavsiye ve Reform Komitesi'ni kurdu. Bu komitenin toplam 17 tane olan bildirileri Suudi rejimini sert biçimde elestirirken, siddet çagrisi içermiyordu. 1996'da Sudan'i terk ettiginde ise Amerikan Disisleri Bakanligi'na göre 'terörizmi finanse eden baslica kisiliklerden' biri oluvermisti. Peki ne olmustu? 

Baslangiçta bin Ladin hizmet sektörüyle ilgileniyor göründü. Hartum'dan Kizildeniz kiyisindaki Port Sudan'a bir yol insa etti, tarimla ugrasti. Ama aslinda bunun ötesinde isler yapiyordu. Bu sirada çok sayida Afgan gönüllü ona katildi. Bin Ladin, Islami Cihad gibi Hartum'da üstlenen Misirli radikal gruplarla yakinlasti. Ve Suudi Arabistan'da radikal degisiklikler için çalisti. Sudan, bin Ladin ve yandaslarini ülkeden çikarmak için ciddi bir uluslararasi baskiya maruz kalinca Agustos 1996'da bin Ladin yine yollara düstü, bu kez sirada Afganistan vardi. Iç savas sirasinda gittigi Afganistan'da ise bütün gruplarla iyi geçindi, hepsi onu korudu. 

CIHAT ILANI
 
Iste bu noktaya dek Bin Ladin ABD'ye açikça meydan okumamisti. Bütün çabasini Islam dünyasinda reforma odaklamisti. Ancak 23 Agustos 1996'da yaptigi deklarasyonda, bin Ladin 'sonunda siniri geçti'. Islami inançli gençligi Suudi kralligini 'isgal eden' Amerikalilari öldürmeye çagirdi. Subat 1998'de daha da ileri gitti. Çesitli terör gruplariyla yaptigi toplantinin ardindan bin Ladin, dünya çapinda ABD'nin çikari olan her yerde saldirilar düzenlenmesi çagrisi yapti. Ve Agustos'ta ABD'nin Afrika'daki büyükelçilikleri bombalandi. Kanitlar bu olayda Bin Ladin'in sorumlu oldugunu gösteriyor. Ancak Amerikalilar daha fazlasini yapmak istiyor gibi görünüyor: Bin Ladin'in son dönemde ABD'nin çikarlarina karsi girisilen her saldirinin ardinda oldugunda israr ediyor. 

Bati'da bin Ladin bir 'kötü adam' haline geldi. Islam dünyasinda ise çok daha farkli bir seyler ifade ediyor. Islami terörizm konusunda uzman olan Roland Jacquard, onun 'bir efsane' haline geldigini söylüyor. Bir de böyle düsünmek lazim: Amerikali yetkililer bir zamanlar isbirligi yaptiklari kisiyi simdi 'büyük seytan' diye isimlendiriyor, terörün Don Carleone'si haline getiriyor. Ama bunun tam tersine Islami dünyada, o dünyadaki Amerikan hegemonyasina karsi çikan zamaniniChe Guevara'si oluyor. Kimilerine göre ise bir Che yeter de artardi.
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler