Ceyda Karan
PORTRELER
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Siyasetin kitabını yazamayan bir lider
Monday, August 28, 2000
Elçibey, hep Türk dünyasının birleşmesine çalıştı. Çok sevdiği Türkiye kendisini yarı yolda bıraktı diye hiç sızlanmadı. Biraz kırgındı sadece. Belki de ülkesinin bağımsızlığının baharında içine düştüğü bunalımın bedelini ödedi
Asıl adı Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev'di. Şair ruhluydu. En büyük sevgisi 'millet sevgisi', en büyük tutkusu 'özgürlük ve adaletti'. Gurbette öldü. Çok sevdiği 'ikinci vatanında'. Yedi yıllık zorunlu sürgün hayatını yaşadığı köyünde geçen yılların ardından tedavi görmek üzere geldiği Türkiye'de. 

Azerbaycan'ın bağımsızlığının sembolü ve seçimle işbaşına gelen ilk devlet başkanı olan Elçibey, geçen hafta Ankara'da prostat kanserine yenik düştü. Bir zamanlar kendisine sırt çevrilen Türkiye'den devlet başkanlarına yakışır şekilde uğurlandı. Azerbaycan'da onu karşılayanlar da öyle yaptılar. En büyük rakibi Devlet Başkanı Haydar Aliyev bile cenazesine 'sahip çıkmak' zorunda kaldı. Akademisyenlikten ülkesinin liderliğine uzanan 62 yıllık yaşamında, siyasetin ince ayak oyunlarına pey vermeyen dürüstlüğüydü belki de bu denli saygı görmesinin nedeni. O belki siyasetin yıldızı olamadı ama Azerbaycan'ın yıldızı oldu. 

1938'de Nahcivan'ın Keleki kasabasında doğan Elçibey, 1962'de Bakü Devlet Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü, Arapça bölümünden mezun oldu. 1963-1964'te Mısır'da tercüman olarak çalıştı. 1970'lerde ise ülkesinin bağımsızlığı için çalışmaya başladı. Bu yüzden 1975'de 'milliyetçilik' suçundan bir buçuk yıl hapis yattı. 1976'da Salman Mümtaz El Yazmaları Enstitüsü'nde Türk ve İslam tarihinin ilk yazılı kaynaklarını incelerken, bir yandan da bağımsızlık mücadelesi için çalışmaya başlamıştı. 

SOVYETLER SARSILIYOR
1980'lerin sonlarında dünya Sovyetler'i tarihin çöplüğüne atmak için gün sayıyordu. Elçibey ise ülkesinde bağımsızlık mücadelesinin başını çekenlerdendi. O, milliyetler siyasetinde Leninist ilkelerin bozulduğu, Rusçanın emperyalist bir siyaset aracı haline geldiği görüşündeydi. 1988'in ortalarında üç Baltık ülkesi Litvanya, Letonya ve Estonya'da halk cepheleri kurulması ona esin kaynağı oldu. Halk Cephesi 1989'da ilk 'yarı legal' konferansını yaptığında 'Azat Azerbaycan' mücadelesinin başını çekecek lider olarak seçildi. Üç hedefi vardı: Azerbaycan'ın bağımsızlığı, Karabağ'ın Ermenilerden temizlenmesi, İran'daki Güney Azerbaycan'daki 25 milyon Azeri'nin Azerbaycan'la birleşmesi. 

Halk Cephesi, Rus istihbaratının engellemelerine rağmen kısa sürede bir halk hareketi haline geldi. Öyle ki, 1989'da hükümet cepheyi resmen tanımak zorunda kaldı. Elçibey'in ilk aktif eylemi ise, binlerce Azeri'nin İran sınırına yaptığı ünlü yürüyüş oldu. Bu seferki esin kaynağı Berlin Duvarı'nın yıkılmasıydı. Nahcivan ve Astra'dan onbinlerce Azeri, 30 Aralık'ta 'Yaşasın Tebriz-Bakü' sloganlarıyla sınıra dayandığında, ne Rus askerleri ne de İran askerleri çatışmayı göze alabilmişti. Dikenli tellerse 'Birleşmiş Azerbaycan' sloganlarıyla parçalanmıştı.  

'YÜKSELEN BAYRAK İNMEZ' 
Ama karşı taraf da eli kolu bağlı oturmuyordu. 1990'da dünyaya 'barış ve kardeşlik' mesajları veren SSCB lideri Mihail Gorbaçov, Azerilere başka bir şeyi reva görecekti: Kızıl Ordu. Önce kimse buna inanmadı. Ama 19 Ocak'ı 20 Ocak'a bağlayan gece umulmayan oldu ve Kızıl Ordu tankları tıpkı 70 yıl öncesindeki gibi Bakü'ye giriverdi. 1918'de Mehmet Emin Resulzade öncülüğünde kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 27 Nisan 1920'de Kızıl Ordu'nun paletleri altında ezilmesi gibi. Ama bu kez tarihin tekerrür etmesi bu kadarla kalacaktı. Bakü'deki ünlü Azatlık Meydanı'nı dolduran milyonlar kendilerini tankların önüne atıverdi. 130 kişi hayatını yitirdi, 700'ü yaralandı. Ama bu harekâttan sonra siyasetin dengeleri de değişti. Vezirov görevinden alındı ve yerine Moskova'nın 'has adamı' Ayaz Muttalibov getirildi. 

Halk Cephesi ve Elçibey'in payına ise yeraltına çekilmek düştü. Hükümet, Halk Cephesi'nin yetkililerini tutuklamıştı. Baharla birlikte ortam yumuşadığında Elçibey yine sahneye çıkacaktı. Bu kez Mayıs 1990'da uzun yıllar çalıştığı El Yazmaları Merkezi'nin önünde, halka, 'Azerbaycan bayrağında orak çekici kullanmayın' çağrısı yapıyordu. Elçibey, bunun yerine 1918'de Resulzade'nin sözlerini tekrarlayacaktı: "Yükselen bayrak bir daha inmez."

Azeri Yüksek Sovyet Meclisi ise Rus askerlerinin Bakü'de olmasından yararlanıp seçim kararı aldı. Halk Cephesi seçime katılırken, Elçibey sadece kurulan seçim bürolarını yöneterek arkadaşlarını destekleyecekti. Olanca hileye rağmen Halk Cephesi'nden 30 milletvekili meclise seçilmeyi başardı.

CEPHEDE İLK ÇATLAK 
Rusya'da Boris Yeltsin'in devlet başkanı olduğu 1991'de Halk Cephesi'nde de ilk çatlaklar beliriyordu. Moskova'da hapis yattığı sıralarda Rus yanlısı olduğu söylenen İtibar Memedov ve Rahim Gaziyev, Elçibey karşısında bir grup oluşturdu. Memedov, 'Milli İstiklal Partisi'ni kurdu. Elçibey ise dikkatini bir yandan Rus askerlerinden kurtulmaya diğer yandan da işgal altındaki Karabağ'da verilecek savaşa odaklamıştı. 23 Ağustos'ta Bakü'de düzenlenen mitingde komünist partisinin lağvedilmesini isteyen konuşmasını yaptığında, eli sopalı sivil giyimli KGB ajanları tarafından feci şekilde dövülecekti. 
Azerbaycan ise artık geri dönülmez bir noktaya gelmişti. Komünist Partisi, 14 Eylül'deki kongrede lağvedilmeyi tartışacaktı. Elçibey'in çağrısına uyan 100 binin üzerinde Azeri meclisi kuşatınca beklenen oldu. Bağımsızlık ilan edildi. Elçibey ise 100 binden fazla Azeri'ye, "Hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık. Bundan sonraki mücadelemiz gerçek bağımsızlıktır" diyordu. Ve 18 Ekim 1991'de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, 29 Aralık'ta halkın yüzde 98'inin oyuyla bağımsızlığa evet dedi. 

Bu sırada gerçekleşen ve tarihe 'Hocalı katliamı' olarak geçen olay ise Muttalibov'un sonunu getirdi. Rus destekli Ermeni güçlerinin 10 bin nüfuslu Hocalı kentine yaptığı saldırıdan sadece 1000 kişi kaçabildi. Katliamın ardından adres yine meclisti. Üç gün süren bekleyişin ardından Muttalibov istifa etti, yerine Yakup Memedov geçti. Ama artık cumhurbaşkanlığı seçimi kaçınılmazdı. Elçibey'in bu görevde gözü yoktu. Önce adaylığa yanaşmadı, ısrarlar üzerine 'evet' dedi. Seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Bundan en çok rahatsız olan ise Moskova ve Tahran'dı. İşte bu sırada Şuşa ve Laçin, Ermenilerin eline geçti. 14 Mayıs'ta mecliste toplanan ve Halk Cephesi milletvekillerini dışlayan bir heyet Hocalı olayından Muttalibov'un sorumlu tutulamayacağı kararını alıp, onu devlet başkanı ilan etti. 

Elçibey'e yine meydanlara çıkmak düşmüştü. 200 bine yakın Azeri, meclise yürüdü. Muttalibov ve arkadaşları bir Rus askeri uçağıyla Moskova'ya kaçtı. Ve 7 Haziran 1992'de Elçibey oyların yüzde 59.4'ünü alarak devlet başkanı seçildi. Elçibey ilk iş olarak milli ordu oluşturmak için kolları sıvadı. Ancak Karabağ'da savaşan Azeri birlikleri 'nedense bir birlik' sergileyemiyordu. Azeri güçlerine verilen karşı atak emri, bizzat Savunma Bakanı Gaziyev'in 'geri çekil' emriyle sabote ediliyordu. Ermeniler Kelbecer ve Ağdam'a da girdi. Elçibey'in Türkiye'nin yardımıyla kurduğu milli ordu başarılı olamamıştı. Eylül 1992'de cephe ziyaretlerinden birinde Elçibey'e karşı bu kez suikast düzenlendi. Ama sonuç alınamadı. 

DARBE 'GELİYORUM' DEDİ
 
1993'e girildiğinde Elçibey yönetimi petrol anlaşmalarını belli bir noktaya getirmişti. 15 Haziran'da Ermenilerle muhtemelen Kelbecer'in geri alınması için masaya oturacaktı. Ülke ekonomik ve siyasi bağımsızlığa adım adım yaklaşıyordu. Ama bu kez devreye girecek olan Suret Hüseyinov, Elçibey'in kaderini değiştirecekti. Azeri lider, Gence'deki birliklerin komutanı olan Hüseyinov'a Karabağ'daki başarıları için kahramanlık unvanı vermişti. Ama onun hesabı başkaydı. Rusya'nın ve İran'ın desteğini aldığı söylenen Hüseyinov'un bir başka ilişkisi de o sıralarda Nahcivan'da bulunan KGB tedrisatından geçmiş Haydar Aliyev'leydi. Aliyev, Bakü'de yavaş yavaş etkinliğini artırmıştı. Söylentilere bakılırsa, Hüseyinov ile Aliyev arasında bağlantıyı Gaziyev sağlıyordu. Bu kez darbe 'geliyorum' diyordu. Elçibey, 3 Haziran'da Gence ve Bakü'deki olağanüstü hal ilanını uzatıp Gence'ye birlik gönderdi. Ama isyan bastırılamadı. Hüseyinov, Bakü'ye doğru harekete geçtiğinde Türkiye'den de destek bulamayan Elçibey'e sürgün yolları görünmüştü. 

VE ALİYEV SAHNEDE
Kaybettiğini anlayan Elçibey, kan dökülmesini istemiyordu. Aliyev'i kriz yatışana dek başa geçmesi için Bakü'ye çağırmak zorunda kaldı. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla uğraştığı söylenen Hüseyinov onu ürkütüyordu. Aliyev ise Azerbaycan için 'sıkıntı' anlamına gelse de hiç olmazsa Azeri devleti korunabilirdi. O sıralarda yakınlarına şöyle diyecekti: Bu ülke için yapılacak bir hizmet daha var. İktidardan el çektirilsek dahi Ermenilerle savaş durumunda olan, bin bir emekle kurduğumuz bu devleti iç savaşa çekmeyeceğiz.

Ve Aliyev, Bakü'ye geldi. Hüseyinov'un sahneye koyduğu Moskova destekli darbe planının birinci aşaması tamamlanmıştı. Elçibey, Aliyev'in Hüseyinov aracılığıyla kendisine suikast hazırladığını öğrenince, 17 Haziran'da Keleki'ye gitti. 24 Haziran'da Aliyev yeni devlet başkanı seçilirken, Hüseyinov da başbakanlığa atanacaktı. Tüm bunlar olup biterken, Elçibey'in uğruna çok şeyi feda edebileceğini söylediği Türkiye yanında yoktu. Türkiye'nin başında bulunan Süleyman Demirel, Aliyev'e koltuk çıkıyordu. Elçibey'e ise Keleki'de ev hapsi düştü. Yıllar içinde iktidarını sağlamlaştıran Aliyev, muhalefete soluk aldırmamıştı. 1997'de Bakü'ye dönen Elçibey, bir yıl sonraki devlet başkanlığı seçimini 'demokratik ve adil' olmadığı için boykot etti. Ömrü el verseydi, 5 Kasım'da milletvekili adayı olacaktı. 

KIRGIN GÖÇÜP GİTTİ
Elçibey, yaşamı boyunca Türk dünyasının birleşmesi için çalıştı. Arada sırada kendisini ziyaret edenlere, Türkiye'yle Azerbaycan'ın birleşmesi gerektiğini söylüyordu. O 75 bin Rus askerini ülkesinden kovmayı başarmıştı ama siyasetin kitabını yazamamıştı. Halk Cephesi'nin bölünmesinden gocunmadığını söylerken, "Eğer tek parti olarak kalsaydık buna izin vermezdim. O zaman yine komünist partisi gibi olurdu. Demokrasi çok partililikten geçer" diyordu. Kendisini 'Turancı' olmakla suçlayanlara yanıtı ise, "Bize Turancısınız diyorlar. Turancılık iyidir. Britanya Uluslar Topluluğu, Arap Birliği oluyor da Türk Birliği neden olmasın" oluyordu. Susurluk raporunda adı geçmişti. Ama o Mehmet Özbay adı altında Abdullah Çatlı'yla görüştüğünü hiç reddetmedi. Çatlı'nın Ermenilere karşı savaşta Azerileri eğittiğini, ona "Sen bu işe bulaşma sorun çıkar" dediğini anlattı sonradan.

Türkiye'nin Aliyev'in iktidarında büyük etkisi olduğuna dair soruları hiç yanıtlamak istemedi. "Ben Türkiye Cumhuriyeti'ne kızgın değilim. Olsun Demirel beni sevmesin. O devletini, milletini sevsin yeter" dedi bir keresinde. Bir gün Türkiye'den kimlerin Azerbaycan'daki olaylarda nasıl yer aldığını açıklayacağını söylemişti. Yine ömrü elvermedi.

Belki de biraz ülkesinin bağımsızlığının baharında içine düştüğü bunalımın bedelini ödedi Elçibey. Ama doğrusu bu ya siyasetçi olmaktan ziyade bir gönül adamı idi. Uluslararası örgütlerin raporlarına göre bugün yüzde 60'ı yoksulluk sınırının altında yaşayan, yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvetin egemen olduğu bir ülkede, sesi kısık tutulan bir muhalefetin lideri olabilir miydi bilinmez. Ama o Sovyetler Birliği göçüp giderken, ortaya çıkan oluşumdan kendilerine 'pay kapmaya' çalışırken, demokrasiyi çok da kaale almayan ülkelere de, Türkiye'de kırgın göçüp gitti. Dünya tarihinde sık rastlanmayan bir devlet adamıydı. "Zaman zaman öyle durumlar oluyor ki, biz iktidar mücadelemizi, demokrasi mücadelesine kurban veriyoruz" diyecek türden bir devlet adamı.
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler