Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Irak, İran ve nükleer yalanlar
Wednesday, October 12, 2011
Irak savaşı için söylenen yalanlar İran'da işleri zorlaştırıyor.İran'daki rejimden hazzetmesek de bunun 'başkalarının' arzularıyla değil, İranlıların kendi iradelerinin tezahürü olarak değişmesi hayırlıdır. 'Nükleer yalanlar' sadece rejimi güçlendirmeye yarıyor
İran’la ilgili haberlere bakınca büyük bir bezgilikle Irak deneyimini anımsıyorum. Batı kaynaklı haberleri aktarırken savaş manipülasyonuna alet olmama çabasıyla az titizlenmemiştik. Batı istihbaratının baskıladığı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) ‘kaygı’ beyan eden raporları mı dersiniz? Saddam’ın Nijer’den uranyum satın aldığına dair sahte istihbaratın allanıp pullanması mı? Tony Blair’in ’45 dakika içinde Avrupa kentlerinin semalarını mantar bulutlarının kaplayacağı’ edebiyatı mı? En fazla aklımıza kazınanı o vakitler ABD Dışişleri Bakanı olan Colin Powell’ın “Irak’ın kitle imha silahlarına kanıt” diye sunduğu uydu görüntüleri, şemalar, konteyner vs görüntüleri eşliğindeki BM Güvenlik Konseyi konuşmasıydı. Irak savaşı için ‘meşruiyet satın almaya hazır olanlar’ için ne kadar da ikna ediciydi! Ölen 1 milyondan fazla Iraklı göremedi, onların yüzleri anca Powell üç-beş yıl sonra yalan söylediğini itiraf ettiğinde kızarmıştır. Anımsayan kaldı mı bilmem lakin tüm bunlar George W. Bush Amerikası’nın Irak’ta işgal gerekçesi yapılmıştı. Bush o vakitler Irak’a demokrasi getirmekten söz etmiyordu, o sonraki kılıf oldu.

Şimdi aradan sekiz yıl geçmişken, birileri Irak’a saldırıya ‘meşruiyet sağlanacak’ diye bu kadar fazla ‘atıp tutulduğu’ için bin pişman olsa gerek! Zira aynı senaryoyu İran için uygulayıp dünya kamuoyunu ‘saldırganlığa’ ikna etmek zorlaştı. 

UAEK YAYINLAYAMADI BİLE…
Lakin yılmadıklarının göstergesi UAEK’nın 10 ülkenin istihbarat servisleri ve bir takım verilere dayanarak 8 Kasım’da duyurulan son raporu. O kadar eften püften ki, BM’ye bağlı kurum bunu rapor olarak yayımlayamadı bile. Sadece üye ülkelerin diplomatlarına dağıttı. Raporda ne mi var? İran’ın nükleer programının ‘askeri boyutları olabileceğine’ dair ‘ciddi kaygılar’. İran’ın nükleer patlamalar için bilgisayar modellemeleri, nükleer tetikleyicilere dair deneyler, Parçin askeri üssünde çelik konteynırlarda nükleer savaş başlığı çalışmaları yapmış olabileceği öne sürülüyor. Lakin UAEK denetçileri Parçin’i iki kez ziyaret edip bir şey bulamamışken, ‘kanıt’ diye sunulan fotoğrafların 2000’lerin başından kalma olduğu söyleniyor. Yenilik unsuru olarak rapora katılan uzman da cabası. 

‘NÜKLEER BİLİMCİ’ DEĞİL ‘NANO ELMAS UZMANI’
Raporda ‘‘1996-2002 arasında İran’ın nükleer silah programında görev almış yabancı uzman’ diye sunulan şahsiyetin kimliğini Washington Post’tan öğreniyoruz: Vyaçeslav Danilenko. Eh Rus medyası yerinde durmuyor ve Danilenko’nun ‘nükleer bilimci’ filan değil, ‘nano elmas’ uzmanı olduğunu ortaya seriyor. Bu kapalı ortamlarda ateşleme teknolojisiyle elde edilen akaryakıt ve kauçuk gibi maddelerin yanı sıra ilaç endüstrisinde kullanılan bir malzemenin üretimiyle alakalı bir dal. Gel gör ki, UAEK raporunda çok emeği olduğunu anladığımız Washington merkezli Bilim ve Ulusal Güvenlik Enstitüsü (ISIS) direktörü David Albright, bu şahsiyeti ‘eski Sovyet nükleer silah uzmanı’ diye sunuveriyor. İran’da bir nanoteknoloji sektörü de bulunurken, Danilenko UAEK uzmanlarına da, Rus basınına da “Nükleer fizikçi değilim ve İran’ın nükleer programının babası da değilim. Onlara durumu izah ettim” diyor. UAEK’nın raporunda anlaşılan elle tutulur tek şey İran’ın yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyum üretiminde hatırı sayılır ilerleme kaydettiği. Sorun şu ki, bunu zaten Tahran’ın kendisi beyan etmekte. 

‘YEŞİL TUZ PROJESİ’Nİ CANLANDIRMAK…
UAEK’nın son raporu aslında İran’a yönelik ilkin 2004’te ortaya atılan şaibeleri canlandırma amaçlı. O vakitler İran’da bir nükleer tesiste çalıştığı öne sürülen esrarengiz birinin CIA’e verdiği laptoptaki bilgilerle, meselenin ismi ‘Yeşil Tuz Projesi’ diye konulmuştu. Pek tuhaf biçimde İngilizce yazılmış bu belgelerde tıpkı son UAEK raporundaki gibi ‘uranyum işleme, güçlü patlayıcılar ve füze savaş başlığı tasarımlarını’ içeren bu proje vardı. Tabi kimse güvenilir bulmamıştı. Bush yönetiminin baskılarını da Irak’la ilgili yalan istihbarata direnmeye çalışmış bir önceki UAEK Başkanı Muhammed el Baradey savuşturmuştu. 

BARADEY’İN YERİNE AMANO OLUNCA…
Eh artık Baradey yok. Onun koltuğunda ABD’nin 2009’da gelişmekte olan ülkelerle büyük bilek güreşine tutuşarak UAEK’nın başına seçtirdiği Yukiya Amano oturuyor. Ekim 2009 tarihli Wikileaks belgelerine göre, ‘kilit stratejik her tür kararda Amerika’nın yanında olacağını’ beyan eden biri yani. Ve Amano yönetiminde BM’ye bağlı kurum böylesine raporlar çıkartabiliyor. Elbette pek çok uzman son rapordaki zayıf kanıtları, Amerikan istihbaratının 2007’de İran’ın nükleer silah çalışmalarını 2003’te durdurduğu saptamasının doğruluğuna işaret sayıyor. Bu birilerinin İran’la ilgili ‘silahın dumanını tüttürme’ çabasına engel değil tabi. 

MEDYA HAREKATI
UAEK raporu daha açıklanmadan basına sızdırıldı. İsrail ve ABD’nin bunu İran’a ‘önleyici saldırının gerekçesi yapacağı’ haberleri gecikmedi. İsrail’in ‘güvercin’ Cumhurbaşkanı Şimon Peres ‘saldırının daha geçerli bir olasılık haline geldiğini’ söyleyiverdi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun kabinesini saldırıya iknaya çalıştığı basına fısıldandı. Britanya medyası İsrail’in Noel’de yahut yeni yıl başlarında saldıracağını, Britanya’nın da lojistik destek hazırlığı yaptığını kaydetti. İsrail ve Amerikan medyası Obama’nın bir saldırıya onay verip vermeyeceğine dair zar atan analizlerle dolu. Amerika’da 2012’deki başkanlık seçimi anımsatmaları eşliğinde elbette... Söz gelimi UAEK raporunun ‘yayımlanmadan bile ikna edici olduğunu, İsrail’e gayet güzel gerekçe sunduğunu’ yazan The Atlantic’ten Jeffrey Goldberg, sorunun İsrail’in –yahut ABD’nin- ne yapacağı olduğunu belirtip, “Obama’nın İran’a karşı güç kullanabileceği inancını taşıyorum” demekten çekinmiyor.

SARKO’NUN ‘YALANCI’ SÖZÜNE DEĞİL OBAMA’NINKİNE BAKIN 
İsrail’in, hakikaten saldıracaksa da bu denli ‘gürültü’ çıkartması doğrusu kafa karıştırıcı. Ve ‘neden şimdi’ sorusunun çok net yanıtı yok. Suriye’deki karışıklığın daha epey süreceğinde herkes hemfikir. İsrail açısından geriye Arap uyanışıyla bölgedeki statükonun çatırdaması ve Amerika’nın Irak’tan büyük ölçüde çekilecek olmasının telaşı kalıyor. Ortadoğu’da bu denli karmaşa yaşanırken, İsraillilerin tek başlarına cesaret edemeyecekleri bir şey için gönülsüz Obama’yı dürtüklemeye çalıştıkları hissiyatına kapılmamak elde değil. Obama malum geçen hafta Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Netanyahu’yu ‘çekiştirirken’ yakalandı. Gerçi herkes meseleyi Sarkozy’nin Netanyahu için ‘yalancı’ demesinden tuttu, lakin bence daha iç gıcıklayan Netanyahu için “Ona tahammül edemiyorum. O bir yalancı” diyen Sarkozy’ye, Obama’nın verdiği yanıt: “Sen bezdiğini söylüyorsun. Bense onunla her gün iştigal etmek zorundayım.” Obama’nın İsrail ve Yahudi lobisinin etkisindeki Amerikan Kongresi’ni kast ettiğine ne şüphe! 

‘ULUSLAR ARASI BARIŞA TEHDİT’ OLMAK…
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın son gelişmelere tepkisi “İran ulusu akıllıdır. Sizin zaten sahip olduğunuz 20 bin bombaya karşılık iki bomba yapmayacağız. Sizde karşılığı olmayan birşey geliştireceğiz, bu da etik, insanlık, dayanışma ve adalettir” oldu. İranlılar, Humeyni’nin meşhur fetvasına rağmen nükleer bomba peşine düşer mi, içlerinde böylesi emeller taşıyanlar var mı, doğrusu kestirmek zor. Lakin öyle olsa dahi eldeki olgular İran’ın ‘uluslar arası barışa tehdit olduğu’ tezinin altını doldurmaktan uzak. ‘Uluslar arası barışa tehdit oluşturmak’ denilince akla daha ziyade Irak savaşı, Lübnan’a saldırı, Mavi Marmara’ya uluslar arası sularda saldırı ile uluslar arası denetimden azade 200’den fazla nükleer silah sahibi olunabilmesi geliyor. 
Elbette bütün bu gürültü patırtının asıl sebebinin İran’da rejim değişikliği arzusu olduğu da aşikar. İşin doğrusu İran’daki rejimden hiç hazzetmiyorum. Değişmesi beni ancak sevindirir. Ama başkalarının arzularıyla değil, İranlıların kendi iradelerinin tezahürü olacak mücadeleleriyle… Ve nükleer yalanlar, Ahmedinecad ile Hamaney arasındaki iktidar mücadelelerine batmış, enflasyon, işsizlik, yolsuzluk ve siyasi katılım açmazındaki İranlıları sadece ve sadece rejim etrafında kenetlenmeye yarıyor. Daha ötesine değil. 
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler