Ceyda Karan
Avrupa
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

AB bildiğimiz AB olmayacak
Friday, November 25, 2011
Avrupa, ortak para birimi euro'nun 10. yıldönümünde derin bir ekonomik bunalımda. Peki iyice görünür olan bölgesel eşitsizlikler, merkezi inisiyatifsizlik birliği dağılmaya mı sürüklüyor? Hayır. Fakat AB, bildiğimiz AB de olmayacak.
Ocak ayında ‘Yaşlı Kıta’yı 1999’da tek para biriminde birleştiren euro’nun 10. yıldönümü. Açılan yarışmada, euro’nun ‘hakiki bir küresel oyuncu olmayı başardığını’ sembolize eden bir tasarım seçilmiş. Üzerinde euro’nun sıradan vatandaşların hayatlerı üzerindeki etkisini temsilen insan figürleri; ticareti temsilen bir gemi; sanayiyi temsilen bir fabrika ve enerjiyi temsilen de rüzgar enerjisi istasyonlarının bulunduğu bir tasarım bu. Avrupa Birliği’ni temellerinden sarsan ekonomik kriz ve euro bölgesinin dağılmanın eşiğine geldiği şu günlerde bir hayli trajikomik olduğu aşikar.

GEREĞİNDEN FAZLA BÜYÜMEK
Tarih boyunca tüm yıkılmaz zannedilen imparatorlukları zayıf düşüren ve parçalayan üç sebep var: İlki gereğinden fazla büyümek; Roma’yı da Osmanlı’yı da gerileme dönemine sokan bir etmen bu. Sınırlarını zorladınız mı, merkezi kaynağınız yetmiyor, bürokratik kararlar alamıyor, krizlere hızla müdahale edemiyorsunuz. İkincisi konjonktüre uyum sağlamak için yeniden yapılanmayı başaramamak. Misal ne zaman ki okyanuslarda keşifler başlayıp Akdeniz ve İpek Yolu önemini yitirdi, işte o vakit Osmanlı’nın da stratejik ve ekonomik gücü zayfılamaya başladı. Zira uluslarararası ticarette yeni koz üretilemedi. Ve üçüncüsü, tarihte Moğol istilaları türünden devasa bir dış etmenin tüm dünyayı hallaç pamuğu gibi atması. Şimdilerde kimse Cengiz Han gibi ‘kellelerden kuleler’ yapmıyor, ama özellikle küreselleşmenin ardından emek piyasasındaki rekabet gücü ve hammadde bolluğuyla pek çok gelişmekte olan piyasa ‘uygar Batı’yı ‘talan ediyor’. Sonuçta alınan ‘kelleler’, bu gelişmiş piyasalardaki işsizlik oranı olarak yansıyor Avrupalı’nın hayatına…

BÖLGELER ARASI EŞİTSİZLİK, MERKEZİ İNİSİYATİFSİZLİK
İşte bu üç handikapı birden yaşıyor Avrupa… Gereğinden fazla büyüyüp sınırları zorlamanın bedelini hem bölgelerarası eşitsizlik, hem merkezi inisiyatifsizlik, hem de siyasi bedelleri bir hayli pahalı olan bir krizi aslında ‘kurtarma paketleri’ başlığı altında ‘seyretmekle’ ödüyor AB… Buna rağmen siyasi liderliklerde birbiri ardına yitip gidiyor. Kurtarma paketiyle ayakta durmaya çalışan Portekiz, hazirandaki erken seçimle Sosyalist Jose Socrates’i gömdü. Yerine seçilen Sosyal Demokrat Passos Coelho, ilk gençliğini yaşadığı ülkesinin eski kolonisi Angola’nın yardım önerisinden bile medet umacak halde. Ne de olsa Portekiz’in gelecek yıl için hesaplanan büyüme hızı 2.8 iken, Angola’nın yüzde 12. Yunanistan’da Başbakan Yorgos Papandreu kurtarma paketini halkına onaylatma girişimi Berlin’den dönünce kenara çekildi. İtalya’da onyıllardır kimsenin bileğini bükemediği Silvio Berlusconi’yi kriz istifa ettirdi. İspanya’da solcu Luiz Zapatero erken seçimle iktidarı sağcı Halk Partisi lideri Mariano Rajoy’a devretti. Gel gör ki, Yunanistan ve İtalya’da ‘Avrupacı teknokrat’ liderlerin kime, neye, ne kadar hizmet edecekleri tartışmalıyken, İspanya’nın yeni Başbakanı da zaferine pek de sevinmiyor olsa gerek. Ne de olsa Avrupa’nın önemli ekonomilerinden birini yönetilmesi bir hayli güç bir noktada devraldı. Bu ülkelerin hepsinde toplumsal huzursuzlukların ucu bucağı görünmüyor. Lakin Yunanistan, Portekiz, İtalya, İspanya diyerek hep Akdenizlileri sayıp haksızlık etmeyelim, İrlanda’nın hali de ortada. Neticede kimisi yetersiz sanayileşme ve emek piyasasının verimsiz ve rekabete uygun olmamasından, kimisi İrlanda gibi finansal köpüğün kaymağını yiyip sonra sönmekten muzdarip.

RÜZGAR ASYA'DAN VE GELİŞMEKTE OLANLARDAN YANA

Gelelim ikinci meseleye yani konjonktüre… Artık ekseni kayan bir küresel ekonomi var ve Aysa-Pasifik havzasının geleceğin ekonomi merkez üssü olacağını tahmin etmeyen yok. Bu yeni ekonomik kutuplaşmada ise Almanya ve birkaç ülke dışında Avrupa’nın bir B planı bulunmuyor. Bu siyasi karar alma mekanizmasıyla (döndük birinci meseleye) böyle bir ihtimal de ufukta görünmüyor.

Mesele üç, yani istila!.. Doğu’da Çin, Hindistan ve diğer Asyalılar, hemen Avrupa’nın burnunun dibinde Türkiye, çok uzağında Brezilya… Elbette küresel ekonomik kriz bu ülkelerin de tepesinde ‘Demokles’in Kılıcı’ misali. Ancak bu ülkelerin artık Avrupa’dan pek bir eksikleri kalmazken; tüketime aç nüfusları, esnek emek piyasaları ve hammadde kaynaklarıyla geleceğe daha bir ‘umutla’ bakabiliyorlar.

HAREKETE GEÇMEMENİN BEDELİ
Oysa euro bölgesinin dağılmasına herkes kesin gözüyle bakar oldu. En son Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, “Harekete geçmemenin bedeli parçalanma ve nihayetinde dağılmadır” ikazı yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicola Sarkozy, ekonomisi güçlü üyelerle, güçsüz üyeler olarak iki vitesli euro bölgelerinden söz ediyor. Fransa ve Almanya AB anlaşmalarını değiştirmeyi planlıyor. Alman siyasiler euro bölgesine uyum sağlayamayan ülkeler ayrılabilsin diyor, Hollanda’da Kuzey Avrupa için geçerli ‘Neuro’ gibi yeni para birimlerinin isimleri ortaya atılıyor. Almanya’da kimi anketlerin nüfusun yüzde 60’ının ülkelerinin euro bölgesinden çıkması arzusuna işaret etmeleri şaşırtıcı değil. Düşünsenize, Avrupa Mali İstikrar Fonu’na akıtılması mevzu bahis olan paralar yüzünden Almanların Gayrısafi Yurtiçi Milli Hasılaları’nın küçümsenmeyecek bir kısmını Avrupa bankaları ve çöken ülkeleri kurtarmaya vakfetmesi icab edecek.

YENİ AB, ÇEKİRDEK VE PERİFERİ
Peki AB topyekün bitecek, darmadağın mı olacak? Nihayetinde Avrupa Birliği’nin öyle bir çırpıda parçalanmasını beklemek doğru olmaz. Ancak bu çapta bir ekonomik kriz, yapısal sorunların çözülmesine vesile olmazsa AB’de daha önce hiç akla gelmedik dönüşümlere gebe gibi görünüyor. Benim anladığım Fransız ve Almanya’nın başını çektiği Avrupalı elitlerin şimdiden daha entegre ve ‘çekirdek bir euro bölgesi’ ile periferi tartışması başlatması biraz da bundan. Çünkü bu denli farklı ekonomilerden oluşan bir birliğin hayatta kalma şansı yok. Daha esnek, daha merkezileşmiş bölgelerden oluşan bir Avrupa… Bu bölgeler belki de ülke sınırlarıyla da değil, bölgesel gelişmişlik düzeyiyle bile belirlenebilir. Misal İspanya’nın içinde yer almadığı bir euro bölgesinde sanayileşmiş Bask bölgesi yer bulabilir. İtalya bütünüyle dışlanmaz da sadece Lombardiya çekirdek euro bölgesinde konuşlanabilir. Belki nüfus yapısı sebebiyle Polonya’yı katarlar da Litvanya’yı biraz çeperde tutarlar!

ASIL SORU
Nereden bakarsak bakalım, bu kriz Avrupa siyasi haritasını derinden etkilerken, Avrupa’nın siyasi elitlerini de daha çok sallayacak. Bunun ilk işaretlerini 2012-2013 yıllarında pek çok ülkedeki seçimler sırasında göreceğiz. 20 yıldır AB’ye mütemadiyen itiraz bayrağı açan aşırı sağcı siyasi hareketlerin daha çok güçlenmesi ilk öngörülebilir sonuç. Avrupa Birliği, 2. Dünya Savaşı yüzünden tarümar olmuş yaşlı kıtanın ‘bir daha savaş olmayacak şekilde barışı sürekli kılma/refahı yayma’ fikrine dayalıydı. Belki de en zorlu sınav bu Avrupa fikrini canlı tutmak olacak. 
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler