Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

2011 Sonu itibariyle Ortadoğu manzarası
Friday, December 30, 2011
ABD ile İran arasında 'Hürmüz atışması' yaşanıyor. Irak'tan geri çekilmeyle Bağdat, İran'ın etkisine girerken, Şam'da 'dost' bir Sünni iktidara ihtiyaç var. Mezhep gerilimi içten içe kaynıyor. Türkiye için Suriye ile Irak mayın tarlası misali
Dünyanın günlük 4 milyon varille dördüncü büyük petrol üreticisi İran ile ABD arasında bilek güreşinde, ‘Hürmüz atışmalarına’ tanıklık ediyoruz. Önce bölgede 10 günlük donanma tatbikatına girişen İran’dan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed  Rıza Rahimi, petrol ihracatına yeni yatırımlar devreye sokulursa, Hürmüz Boğazı’nı kapatacaklarını söyleyip, “Tek damla petrol geçirtmeyiz” çıkışı yaptı. Ardından Devrim Muhafızları komutanı Habibullah Seyyari, “Hürmüz’ü kapatmak bizim için bir bardak su içmekten kolay” dedi. Amerikan yönetimi, Tahran’ı yanıtsız bırakmadı. Açıklamayı Bahreyn’de konuşlu 5. Filo yaptı. ‘Petrol akışının kesilmesine müsamaha gösterilmeyeceği’, ‘seyrüsefer serbestisini garanti altına alacak her türlü hain eyleme yanıt vermeye hazır oldukları’ beyanatı eşliğinde; ABD Dışişleri’nin ‘İran’ın bildik retoriği’ şeklindeki küçümser tavrı geldi. İranlıların da ‘Yaşamsal çıkarlarımızı koruyacak savunma stratejilerimizi uygulama becerimizden şüphemiz yok. Amerikalılar, İran’a Hürmüz Boğazı’nda ne yapacağını söyleme pozisyonunda değil” lafını yapıştırdı.  

HÜRMÜZ’LÜ HARİTA
Haritaya bakarsanız anlarsınız. Hürmüz dünyaya petrol ihraç eden Körfez’in çıkış kapısı. İran ile Umman Sultanlığı arasında en dar yeri 54 kilometre olan bir alan. Her gün 15.5 milyon varil ham petrol, bu boğazdan geçen tankerlerle dünya pazarlarına çıkıyor. Bu miktar deniz yoluyla yapılan petrol sevkıyatının yaklaşık yüzde 40’ına, dünyadakinin ise yüzde 17’sine tekabül ediyor. Yani İran’ın burnunun dibindeki Hürmüz kartını ortaya sürmesi normal. Nitekim Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın medya danışmanı Ali Ekber Cevanfekr, boşuna “Batı biz tehdit edilip saldırıya uğradığımızda ne yapmamızı bekliyor. ellerimizi açıp bekleyelim mi?” demedi.

AMERİKA TOPYEKÜN AMBARGO PEŞİNDE
Amerika’daki neocon lobi atakta. En son 14 Aralık’ta Temsilciler Meclisi Amerikalı yetkilileri İranlılarla konuşmaktan dahi men eden İran Tehdit Azaltma Yasası’nı onayladı. Ancak Hürmüz atışmalarının sebeb-i hikmeti başka. ABD Başkanı Barack Obama, İran Merkez Bankası’na yönelik yaptırımları onaylamanın ve İran’la petrol alışverişi yapan ülkeleri cezalandıracak petrol ambargosuna karar vermenin eşiğinde. AB; ABD’nin de iteklemesiyle ocakta İran ham petrolüne ambargo koymaya hazırlanıyor. Japonya ve Günye Kore gibi ülkeler İran petrolü almamaları için yoğun baskı altındalar. Yani İran’a karşı ‘topyekün ekonomik savaşın’ eli kulağında. Hal böyleyken İran’ın mesajı açık: “Biz petrolümüzü satamazsak, Körfez’deki kimse satamaz.”

NEDEN CİDDİYE ALINMIYOR?
Batılı ekonomi analistleri,  Tahran’ın Hürmüz çıkışlarını ciddiye almış görünmüyor. En başta İran böyle birşeye kalkışırsa, Amerikan askeri varlığının izin vermeyeceğine inanıyorlar. Ve yaptırımlar daha sıkılaştırlırsa, Hürmüz’ü açık tutmaya en fazla İran’ın ihtiyaç duyacağını savunuyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri’nin günlük 2.5 milyon varil petrol akabilen boru hattıyla Körfez’i yeni by-pass ettiği anımsatılırken, üst düzey bir Suudi petrol yetkilisinin, “Biz üretim kaybını karşılarız” sözü de teskin edici bulunmuş görünüyor. Kimilerine göre olup bitenler petrol fiyatlarına dair manipülasyonla alakalı. Diğer yandan İran’ı ambargo yüzünden kaçak petrol satmak zorunda bırıkıp iyice zarara uğratmayı hedefliyor.

GENEL MANZARA
Ancak bu büyük jeopolitik satranç tahtasının aktörlerinin rollerini nasıl oynayacakları nereye kadar öngörülebilir, işte orası tartışmalı. Irak, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve BAE’nin bulunduğu bölgede milyonlarca varil petrolden söz ediyoruz. İranlılar petrol ambargosuyla köşeye iyice sıkıştırılırsa Hürmüz’de bal gibi de sorun yaratabilir.

Öyleyse yılın son günlerinde Ortadoğu ve ‘vazgeçilemeyen’ aktörü ABD’nin çizdiği genel manzarayı gözden geçirmekte fayda var…

‘GÖRÜNTÜDE’ ÇEKİLEN AMERİKA…
* Herkes Amerika, hazır Irak’tan ‘resmen çekilmişken’, benzer hatalara düşecek bir adım atmaz diye düşünüyor. ABD’de seçimi ikinci kez kazanmak isteyen Obama, İran’a saldırı için tepesinde boza pişiren İsrail lobisini zaptetmeye çalışıyor. Savunma Bakanı Leon Panetta’nın, bu ay başında Saban Merkezi’nde çoğu İsrail yanlısı dinleyicilere neden İran’la savaştan kaçınılması gerektiğini izah ederken, “Sonuç sadece pek çok hayata mal olmakla kalmaz, Ortadoğu’yu pişman olacağımız bir çatışmayla yakıp kül eder” sözleri manidar. Amerika diğer yandan Afganistan’da askeri operasyonlarının düzeyini düşürdü. Üst düzey Taliban esirlerini bırakmak, Molla Ömer’i arananlar listesinden çıkarmak gibi bir takım adımlarla müzakerelere hazırlandığı sinyalini veriyor. Ekonomik alarm eşliğinde askeri bütçenin azaltılması mevzu bahis. Yani görüntüde, Büyük Ortadoğu’dan ‘çekilen’ bir Amerika var.

CUMHURİYETÇİ SALDIRISI
* Gel gör ki, Obama Cumhuriyetçilerin Amerika’yı dünyada ‘etkisizleştirdiği’ söyleminin saldırısı altında. İnanılır bir Cumhuriyetçi aday çıkmadığı için Obama rakipsiz gibi görünse de yerelliklerin belirlediği Amerikan siyasetinde işler 2012’de kimselerin tahayyül edemeyeceği boyutlara varabilir. Unutulmamalı ki, geçen seçimde Amerikalılar bize komik gelse dahi McCain/Palin ikilisine yüzde 47 oranında oy verdi. Cumhuriyetçilerin güçlü adaylarından Mitt Romney, “İran’ın İsrail’i, bizi ve tüm dünyayı tehdit eden nükleer bir ülke olmaması için elimde ne kadar güç varsa kullanırım” diyor. Obama’nın ilk siyasi başkan olarak olası gelişmeleri daha şahin kesilerek karşılaması gayet mümkün. 2012’de İran’a karşı en azından İsrail’i teskin edecek olası ‘ufak çaplı’ bir askeri harekat, Çin ve Rusya’ya da mesaj olabilir.

MESELE ‘SURİYE KALESİ’NDE AMA…
* Bu manada asıl Suriye’ye dikkat kesilmek lazım. Zira ABD’nin Irak’tan ‘resmen çekilmesiyle’ Bağdat’ta geride bıraktığı Şii iktidar, Amerika açısından, Tahran’ın ‘Suriye kalesinin’ Sünnilere devrini gerektiriyor. Doğrusu bu ya Şam’da ‘evdeki hesaplar çarşıya uymadı’. Bunu Suriye rejiminin salt ‘kötü karakteriyle’ izah etmek zor. Bu açıdan Gulf News’da son yayımlanan anket manidar. Doha Debates’in yaptığı ankete bakılırsa, ‘baharı yaşayan Araplar’, Esad’ın gitmesini yüzde 81’e varan oranda isterken, Suriyelilerin yüzde 55’i Esad’ın gitmesini istemiyor. Bunun en temel sebebi Esad’sız ülkelerinin geleceğinden korkmalarıymış. Anket ne kadar güvenilir bilmem, lakin Suriye’den sosyal aleme yansıyan malzeme bir yana, bunca aydan sonra sahada olup bitenlerin ne kadar doğru değerlendirildiği doğrusu çok tartışmalı geliyor.

‘ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKARILAMAZ’
* Nihayetinde birilerinin ‘ateşle oynadığını’ söylemek için dönüp Irak’a bakmak kafi. Daha düne kadar öyle ya da böyle bir arada duran Irak’taki Şiiler ve Sünniler, resmi çekilmeden birkaç gün sonra birbirine giriverdi. Durum öyle bir hal aldı ki, hani neredeyse bölgede Sünnilere bakılırsa ‘her kötülüğün arkasında Şii İran var’. Şiiler açısındansa, Batı’nın kuklası Sünni monarşileri Suudi Arabistan ile Katar’ın güdümüne sokulan ‘Arap uyanışı’ doğrudan kendilerini hedef alıyor. Nihayetinde kimse ‘ateş olmayan yerden duman çıkaramaz’.

‘MEZHEPLER ÜSTÜ’ SÖYLEMİ
* Ne yazık ki, bu tehlikeli tırmanışta Türkiye’nin dış politikasındaki ‘mezhepler üstü’ söylemi altı doldurulmaktan uzak kalıyor, gelişmeleri karşılamaya yetmiyor. Türkiye, Suriye’de doğrudan pozisyon aldı, İran’la ‘rekabet içinde bir arada varolma’ denkleminin sürdürülebilirliği şüpheli. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin İran’a yönelik bir Batı müdahalesinde hiçbir şekilde katılmayacağını açıkça beyan etse de Suriye ve Irak, ilişkilerde mayın tarlası misali. Türkiye’nin Batı ile ortaklığının ürünü olarak evsahipliği yapılan füze kalkanı sistemi üstüne tüy dikmiş görünüyor. Türkiye dış politikada bir kıskaçta görüntüsü sergiliyor. Kürt meselesi etrafında son yaşananlar başta olmak üzere iç siyasette de ‘iç rahatlatıcı’ bir manzara yok. Dolayısıyla ‘Arap baharı’nın sevinci ‘kursaklarda kalmış’ görünürken, Batı’da Türkiye’ye övgü üstüne övgü düzen makale ve yorumlar insanı sadece işkillendirebiliyor.
 
Velhasıl 2011’deki ‘coşkulu bahar havası’ yerini ‘insanın yüzünü bıçak gibi kesen soğuğuyla kışa’ bıraktı. 2012’de kızılca kıyamet kopar mı bilinmez. Lakin hiç kolay geçmeyeceği aşikar…
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler