Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Ortadoğu'da Şii-Sünni hattında yüksek gerilim
Friday, January 20, 2012
Şii-Sünni gerilimi tehlikeli boyutlar kazanıyor. İslam coğrafyası kanlı bir hesaplaşmaya evrilebilecek bir süreçten geçiyor.
Ortadoğu’da Şii-Sünni hattında gerilim giderek tehlikeli boyutlar kazanıyor. Aklı selim ise ‘bulunmaz Hint kumaşı’ misali… İslam coğrafyasında kanlı bir hesaplaşmaya evrilebilecek bir süreçten geçiliyor.

IRAK'TA MALİKİ-HAŞMİ KRİZİ
Bilek güreşi mezhepsel fay hatlarının en oynak olduğu Irak ve Suriye’de yaşanıyor. Durum içaçıcı değil. Irak’ta 2005-2007 yıllarındaki mezhep çatışmalarının açtığı yaralar çok taze. Nüfus çoğunluğuna sahip olmanın avantajlarıyla ipleri eline alan Şiiler bir yanda. Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle ayrıcalıklarından olan Sünniler öte yanda. Amerikan işgalinin resmen bitişiyle birlikte Şii kökenli Başbakan Nuri el Maliki’nin, Sünni kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi hakkında ‘ölüm timleri oluşturduğu’ iddiasıyla tutuklama emri çıkartıp yargı süreci başlatması bir yönüyle bir ‘intikam operasyonu’; diğer yandan da İran’ın Bağdat’taki etkisini aleme cihana sergilemesi vesilesi elbette. Yine de 2006’dan beri bileği bükülemeyen Nuri el Maliki’yi salt Tahran’ın ‘kuklası’ gibi görmek hatasına düşmemeli. Sünniler ise fırsattan istifade Selahaddin gibi vilayetlerde özerklik talebini yükseltiyor lakin ‘Beyaz Irakiye’ gibi fraksiyonlar üretmiş Irakiye Bloğu, kendi içinde bile bir arada durmakta zorlanıyor. Bu tehlikeli gidişatın arabulucusu Kürtler. Onların da bu arabuluculuğu petrol hakları, toprak ve Kürt bölgesinin bütçedeki gibi konularda tavizler eşliğinde yapacakları aşikar. Bağdat’tan kaçan Haşimi’ye kol kanat germeleri zorda kalırlarsa ‘Sünni cepheyi seçeceklerinin’ işareti.

EVDEKİ HESAP ÇARŞIYI TUTMUYOR
Suriye’de ‘evdeki hesaplar çarşıyı tutmuyor’. Arap isyan dalgasının da etkisiyle Suriye halkının büyük bölümünün reform talebi aşikar. Fakat köhneleşmiş olsa da ılımlı Sünnileri de içeren Baas rejiminin onyıllardır yarattığı laik damar, mezheplerarası hassas dengeler bir yana, rejim değişikliğinde ısrar eden muhalefetin gücü ve karakteri doğru değerlendirilmiş görünmüyor. Rejim değişikliği için bel bağlanılan Suriye muhalefeti onca çabaya rağmen kendi içinde bir türlü uzlaşamazken, yaratılan Hür Suriye ordusunun uluslar arası medyanın gazına rağmen kapasitesi tartışmalı. En son rejimden çok çekmiş, altı yıl hapishanede yatmış ünlü muhalif ve insan hakları savunucusu Mişel Kilo, geçen hafta Le Figaro ile söyleşisinde Hür Suriye Ordusu’nu, ülkeyi ‘felakete sürüklemekle’ suçladı. Açıkça, Suriye ordusuna karşı ‘güçlerinin yetmeyeceğini’ söyledi.

RUSYA VE ÇİN OLASI TASARIMLARA ENGEL
Irak ve Suriye’deki gelişmeler öngörülemeyecek kadar kısa vadede daha da kanlı çatışmalara ve bölünmelere sebebiyet verebilir. Hal böyleyken, bu iki ülkede en fazla etkisini artıran İran da nükleer programı üzerinden köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Batı’nın petrol ambargosuyla başlatacağı ‘ekonomik savaş’ eşlik edecek gibi görünüyor. Lakin bunun etkinliği de tartışılır. Zira Rusya’nın yanı sıra Tahran’dan enerji tedarik eden Çin, İran’a yeni yaptırımlara set çekiyor. İki ülke Suriye konusunda da olası ‘tasarımlara’ engel teşkil ediyorlar. 

UYARI YAPMAK RUSYA'YA KALDI
Şu işe bakın ki, İslam alemindeki ‘kötü gidişata’ karşı ikazda bulunmak Rusya’ya düştü! Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçen hafta bugüne kadarki en güçlü çıkışı yaparak İran’a olası bir saldırının İslam aleminde bölünme yaratacak bir felakete yol açacağını söyledi. Lavrov, Suriye konusunda da güç kullanma niyeti taşıyanların muhalefeti silahlandırarak tehlikeli bir atmosfer yarattığını ekleyip ‘gelişmeleri önleyemeyecek olsalar dahi’ BM Güvenlik Konseyi’nden bir karar çıkartılmasına Çin ile birlikte geçit vermeyeceklerini çok net ifade etti. Rusya’nın Libya yüzünden canı yandı elbette. Suriye sayesinde kendisine Akdeniz’de bir liman da bulmuşken, çıkarları uyarınca tavır alıyor. Yine de İslam alemindeki tabloya dair kaygıları doğrusu ciddiye alınmaya değer. 

KÖRFEZ MONARŞİLERİ YANGINA KÖRÜKLE GİDİYOR

Ne hikmetse son dönemde Batı basınında ‘yükselen güç’ diye sunuluveren küçücük Katar, petrolün yüzü suyu hürmetine Vahhabiliğiyle pekala da kabul gören Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşileri yangına körükle gitmeye pek hevesli. Katar işi Suriye’ye Arap Birliği’nin askeri müdahalesi için çığırtkanlık yapmaya kadar vardırdı. Ellerindeki milyon dolarlarla ‘Batı tipi medyacılık’ eşliğinde Arap aleminde ‘devrimcilik’ oynamaya kalkışırken; özünde ‘karşı devrimci’ karakteriyle bölgeye petro-dolarlarından başka sunabilecekleri bir değerleri varmış gibi! Nüfuslarının çoğunluğu Şii olunca, tek dertleri İran elbet. Hakiki demokrasi, özgürlük, halk iradesi ve reformun lugatlarında bulunması mümkün mü? Zira hakikaten böyle bir şey mevzu bahis olsa siyasi elitleri koltuklarında kalabilir mi? Ve halklarını parayla susturuyor olmaları bu soruların yanıtlarını değiştirir mi? Wikileaks belgeleri sağolsun Suudi Kralı’nın ABD’ye ‘Yılanın başını ezin’ dediğini biliyoruz. Yeni askeri stratejisinde Asya-Pasifik’e odaklanan Amerika, Ortadoğu’da ‘daha az görünür olacağı’ intibaı yaratırken, Körfez monarklarının daha da asabileşmeleri ne kadar manidar. 

Şİİ-SÜNNİ EKSENİ TÜRKİYE'Yİ KISKACA SOKUYOR
Şii-Sünni ekseni Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politikasını açıkça kıskaca sokuyor. Oysa Türkiye böylesi bir tabloda bölgede ‘dengeleyici rol’ oynayabilecek birkaç güçten biri olma potansiyeli taşıyor. Nitekim İran konusunda kamuoyundaki ‘savaş çığırtkanlıkları’ bir yana konulursa, Ankara’nın ‘dengeleme’ tavrı öne çıkıyor. En son İran Dışişleri Bakanı Salihi’nin Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile birlikte yaptıkları açıklamalar bunun işareti. 
Davutoğlu’nun, "Aramıza fitne girmesine izin vermeyiz. Kimse yanlış hesap içinde olmasın. Tabi herkesin de kamuoyu önünde yaptığı açıklamalara dikkat etmesi lazım", “Tarih boyu bu bölgede bütün halklar bütün dinler, mezhep grupları birarada yaşadı, hep birarada yaşamaya devam edeceğiz” sözleri; Salihi’nin "Biz birbirimizi tamamlayan iki ülkeyiz. Gerçek şu ki İran ve Türkiye bölgede rol üstlenen iki ülkedir. Her iki ülke de bölgede barış, istikrar ve güvenliğin peşindedir. Birçok kişi iki ülke arasında sorun ve ihtilaf yaratmaya çalışıyor. Bazılarının sizin ya da bizim ülkemizde yapmış oldukları sözlere dikkat etmeyin" demesini not etmeli. 

AKLI SELİM YOLU
İsrail yanlısı lobinin en etkili olduğu dönemde bile Türkiye, İran’la yüzyıllardır süregiden ‘rekabet içinde yanyana varolma’ dengesini sürdürdü. Türkiye’nin Batı ittifakının bir üyesi olarak topraklarına NATO kalkanına geçit vermek zorunda kalmasıyla heveslenen Batılı yorumcuların, şimdilerde Ankara’nın İran’ın üzerine daha fazla gidilmesine mani olduğu hayıflanmaları, iki ülkenin iştigal yöntemlerini iyi anlamamalarından kaynaklanıyor olsa gerek. 
Tarık el Haşimi yüzünden Türkiye-Irak hattındaki son gerilimin ‘dengelenmesinin’ adresi de Tahran’dır. 
Elbette iş Suriye’ye gelince değişiyor. Türkiye’nin Suriye’de akan kanın durması talebi yerinde. Fakat Suriye’de neredeyse 11 ay sonra ortada olan tablo bunun aklı selim yolunun diyalog ve yapıcı/uzlaştırıcı dengeleyici güçten geçtiğini gösteriyor. Yoksa tabi Körfez monarşilerinin ‘tuzu kuru’. 
 
 
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler