Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Mısır'ın derdi milli-medeni devlet
Friday, February 3, 2012
Mısırlılar laiklik kavranımdan hazzetmiyor, bunun yerine 'medeni-sivil' kelimesini tercih ediyor. Seküler güçler ile dindarlar arasındaki ilişkiler pragmatik çözümler üretmeye müsait görünüyor.
Mısır, Arap isyan dalgasında koca bir coğrafyanın gözünü diktiği ülke. Bir yıl önce Hüsnü Mübarek’i alaşağı eden sayesinde Arap aleminde devrimci dönüşüm süreci derinleşti. Ancak bu 25 Ocak Devrimi’nin hedeflerine ulaşıldığı anlamına gelmiyor. Yol uzun ve meşakkatli... Mübarek’e sırt çevirdikten sonra ipleri eline alan Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi ülkeyi fiilen yönetiyor. Müslüman Kardeşler’in yanı sıra Selefiler siyasi arenada yükselişe geçerken, devrimci ve laik cephe sokakların dinamizmini düşürmüyor. Bu süreçte ilk serbest seçimler tamamlandı ancak henüz sistemin dinamiğini değiştirme gücü test edilmiş değilken, üç kritik mücadele alanı var: Yeni anayasanın yazılması, haziranda devlet başkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi ve ordunun tüm yetkileri sivillere devrederek kışlasına çekilmesi.

TÜRKİYE VE MISIR'I AKADEMİSYENLERDEN DİNLEDİK
Bu süreci hafta başında SETA Vakfı’nın Kahire’de düzenlediği konferansla yakından izleme fırsatı bulduk. Insight Turkey dergisinin 2. yıllık toplantısı vesilesiyle katıldığımız ’Arap ve Türk Perspektifi’nden Devrim Sonrası Ortadoğu’ başlıklı konferansta, Mısırlı akademisyenler ve siyasilerle buluştuk. Özellikle Mısırlı entelektüel ve siyasetçilerin, anayasa yapımına, ordunun ve dinin sistem içindeki rolüne dair görüşlerini dinlemek ilgi çekiciydi. Türk katılımcılar Türkiye’de yaşanan sancıları ortaya serdi, Mısırlı katılımcılar da kendi deneyimlerini aktardı.

MISIRLILARIN ALGILARI...
En başta iki ülkedeki bu kilit meselelerde görünürdeki paralelliklere karşın, derin ayrımlar bulunduğunu tespit etmeli. Misal, konferansta Ayn Şems Üniversitesi’nden Prof. Ramadan Battikh, anayasadaki genel değişmezler olarak hürriyet, eşitlik, adaleti sayırken, ’dini devlet istiyoruz’ gibi meselelerin gereksiz bir tartışma olarak andı. Mısırlıların din ve devlete dair sivillik algısının tezahürünün ”milli-medeni devlet’ olduğunu vurguladı. Helvan Üniversitesi’nden Cemal Cibril’in ”İslam resmi dindir. İslam’la laiklik birlikte olmaz. Laiklik dinin devletten ayrılması değil, kainatta belirli kanunların değiştirilemez içimde kabulü anlamına gelir. Batı medeniyetinin kaynağıdır. Herhangi bir Müslüman ülkede laikliğin İslam’la birleşmesi mümkün değildir” sözleri dikkat çekiciydi.

HÜVEYDİ'NİN ÇIKIŞI
Türkiye’de yazılarıyla yakından tanıdığımız ünlü Arap ve İslam uzmanı Mısırlı gazeteci ve yazar Fehmi Hüveydi’nin sunduğu perspektif de öyle... Hüveydi, Türkiye’deki hükümetin dini kimliği ile İslami ve laik kimliği uzlaştırmasını önemli bulduklarını söylese de ”Laiklik çok geniş elastiki bir tabirdir. Fransa’da din-devlet ayrımıdır, İngiltere’de gücünü Allah katından alan Kaliçe en yüksek mevkidedir. Soru laiklik değil hangi laiklikten söz ettiğimiz. Din ile uzlaşıyorsa bizim için ’hoşgelir’, uzlaşmıyorsa büyük çatışma vardır” dedi. ’Laiklik’ kavramının Mısır’da ’kötü bir anlamı olduğunu’ vurguladı. ”Biz medeni-sivil kelimesini tercih ederiz. Her toplumun kendi hususiyetlerine saygı gösterilmesi gerekir” derken, Türkiye yerine Tunus’taki Bin Ali döneminden hareketle, laiklik ile demokrasinin birbirinin olmazsa olmazı olmadığı örneğini verdi. 

SELEFİLERLE FARKLILIK
Diğer yandan da Hüveydi’nin Selefi el Nur Partisi’ne mensup bir başka katılımcının Mısır’ın yeni anayasasının muhakkak şeriat hükümlerine göre düzenlenmesi gerektiği görüşüne yanıtı şöyleydi: ”İslam şeriatı konusunda el Nur partisinin tutumu normal. Benim konumum demokrasi ve hürriyeti savunmak, toplum adaletini savunmak, zaten şeriatı savunmak demektir. Bunlar zaten İslam şeriatının ilkeleridir, hedefleridir.”

Hüveydi’nin Türkiye örneğinden Mısır’a yansıyabileceğinden hareketle kaygısı, daha ziyade askerin siyasete ve sivil hayata müdahalesi ve Batı’nın İslam toplumlarını kimlik değiştirmeye zorlaması. Bu bağlamda Türkiye’yi ’olumsuz’ bir örnek olarak gördüğü aşikar.

BAŞBAKAN'IN 'DİNDAR GENÇLİK' ÇIKIŞININ SORDURDUKLARI..
Elbette bütün bu görüşler, Mısırlıların ’din-devlet ilişkileri’ yahut ’ordu-sivilleşme’ bağlamında kafalarında her meseleyi çözümlemiş oldukları anlamına gelmiyor. Lakin misal Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en son yaptığı ”Biz dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz” çıkışıyla başlayan tartışma düşünülürse, insana ’Türkiye nerede, Mısır nerede...’ sorusunu sorduruyor. Mısırlılar, gerilimi artıracak tartışmalar yerine çözüme dönük uzlaşma yolları ararken, Türkiye’de ne yazık ki, güçlü olan kutup diğer kutbun tepki vereceği açıklamalar yapmaktan geri durmuyor. Bu dün laik kesim için geçerliydi, bugün geleneksel-muhafazakarlar gerilimi tırmandırıyor. İşin ilginci, sanki bilinçli bir tercih de değil bu, sanki iki tarafın da bir insiyaki rövanşizmi!

TOPLUMSAL UZLAŞMA
Dönelim Mısır’a... Mısır’da, Batı’dan bakıldığında görülen türde bir laik-dindar çelişkisinden söz etmek mümkün değil. Mısır, geçmişinde şeriat ile seküler anayasayı bir arada toplumsal yaşama uyarlamış bir ülke... Bu noktada ordunun rolü ise daha ziyade bir denge işlevi üstlenmek olmuş. Elbette eli sopalı bir rol bu ama buradaki mesele ’dinin ötesinde’. Belki de buradan ya da Avrupa’dan bakıldığında gözden kaçan temel noktalardan biri bu... İhvan’ın orduya yaklaşımındaki esneklik de bir parça buradan kaynaklanıyor.

Yani kanımca Mısır’da seküler güçler ile dindarlar arasındaki ilişkiler pragmatik çözümler üretmeye müsait. Bu demek değil ki her şey güllük gülistanlık. Her iki kesimde de radikal ve çözüm odaklı olmayan unsurlar var. Fakat Mısır’ın temel çelişkisi dindar-seküler ekseninde değil. Olsa olsa demokratik taleplerle statükocular arasında. İşte bu noktada işler karışıyor. Çünkü statükocu sekülerlerle dindarlar, zorda kaldılar mı, bal gibi bir uzlaşma yolu bulabilirler. Ama demokratik muhalefet bu kadar pragmatik mi, işte bu bir soru işareti...
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler