Ceyda Karan
Ortadoğu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Suriye Lübnanlaşıyor
Monday, February 27, 2012
Suriye'de isyanın birinci yıldönümü yaklaşırken derin bir mezhep yarılmasının işaretleri geliyor. Herkesin hikayesi kendine...

“Sünnisi, Alevisi, Hıristiyanı, Dürzisi hep beraber topa giderdik. Ailelerimiz, analarımız, babalarımız hep ahbaptı. Bana göre onların hepsi Sünniydi; Alevi dostlarıma göre hepimiz Aleviydik; Hıristiyan dostlarıma göre hepimiz Hıristiyandık; Dürzi dostlarıma göre hepimiz Dürziydik. Bakın burası Bab Tuma’dır, Eski Şam’daki Hıristiyan mahallesi, aha hemen girişinde şurada şu güzelim cami bulunur…”

Böyle diyordu şoförüm içini çekerek. Suriye’ye dışarıdan bakan bizlerin mezhepsel ve dinsel hatları kalın kalın çizme kolaycılığına kaçma lüksümüz bulunuyor. Hele soğuk real politik analizleri birbiri ardına sıralamayı alışkanlık haline getirdiğimiz şu günlerde… Lakin bu hatları ‘benimsemişlikleriyle’ yaşayıp giden Suriyeliler için durum hiç de öyle değil. Laiklik bu toplumun mayasında var. Bir Türk Dışişleri yetkilisinin ifadesiyle Suriye: “Ortadoğu’da dinler arasında uyumun yüzde 100 olduğu tek ülke. Kimse kimsenin ibadetine karışmaz. Barda mini etekli kızla, başörtülü yanyana oturur, biri içkisini içer.” Haklı, Şam’ın Halep’in sokaklarında sık rastlanan bir manzara… Lakin içeriden ve dışarıdan giderek daha fazla körüklenmeye başlanan ve insanların giderek birbirlerini daha ziyade mezhepçi kimlikleriyle görmeye başladığı bir sürece girilmiş gibi görünüyor.

SURİYELİLERİ HİÇ BU KADAR MUTSUZ GÖRMEDİM…
2009’dan beri bu dördüncü gelişim Suriye’ye… Büyük şehrini, kasabasını, köyünü dolaşmışlığım var. Hiç bu denli mutsuz görmemiştim insanları... Türkiye’nin yardımıyla dünyaya açılmaya başlayan, gözlerinin içi gülen insanlar, büyük bir tedirginlik içinde şimdilerde. Birbirlerini ‘benimsemişlikleriyle’ yaşayan Aleviler, Hıristiyanlar, ılımlı Sünniler ve Dürzileri ‘Beşar Esad giderse…’ kaygısı sarmış bir kere. Büyük kentlerin yoksul Sünni kitleleri ile kırsal kesimdeki Sünniler ise Arap coğrafyasındaki dalganın da desteğiyle isyanlarının peşini kolay kolay bırakmayacak gibi görünüyor.

‘YA BU YÖNETİM GİDERSE…’
‘Baas yönetimi giderse’ kaygısı en fazla da aralarında zengin ve eğitimli kesimin bulunduğu ılımlı Sünnilerde var. Şam’da, Halep’te işadamı, doktoru, avukatı, kısacası orta ve üst sınıfı… Bir Dışişleri yetkilisinin Sünni eş dostlarından aktardığı ifadelerle “Beşar Esad yönetimini çok sevmesek, gitmesini istesek bile yerine neyin geleceğini bilmiyoruz” diyorlar. Başkent Şam’da ve ticaretin kalbinin attığı Halep’te büyük Sünni aileler var. Büyük derken öyle 5-10 kişiden söz etmiyoruz, binlerle ifade ediliyor. Suriye burjuvazisinin temelini oluşturuyorlar. Aslında pek çoğu Anadolu’dan vakti zamanında göç etmiş. Bunlardan birisi olan Şallah ailesi söz gelimi, 1980’lerdeki Müslüman Kardeşler isyanının bastırılmasında etkili olmuş. Halep’de de benzeri bir durum mevzu bahis. Bunun sebebi isyancı yoksul Sünnileri ‘çapulcular, serseriler’ olarak görmeleri. Onların ‘kaybedecek çok şeyleri var’… Ayaklanan kesimi kırsalda ‘kaybedecek çok şeyleri olmayanlar’… Yoksulluk, ezilmişlik ve din onların isyanında önemli bir motif… Şam sokaklarında konuştuğum isyanı destekleyen bir Sünni söz gelimi, ‘özgürlük ve demokrasi’ istediğini söylüyor, Alevilerin, Hıristiyanların ve en başta Esad ailesinin Suriye’nin servetinin ‘kaymağını yediğini’ savunuyor, isyan sayesinde hayatının en büyük arzusu olan evini satın alabileceği umut ediyor.

ALEVİLERİN KORKUSU…
Lakin ‘yoksulların’ dinsel motifi de, aslında büyük çoğunluğu pek de ‘varsıl’ olmayan Alevilerin en büyük korkusu haline geliyor. Alevilerin hepsi, Rami Makluf gibi Fransızlara karşı direnişe destek olmuş varsıl, kimilerine göre ‘mafyalaşmış’ bir aileden gelmiyor. Aleviler uzun yıllar toplumun en fakir kesimlerini oluşturmuş. Bu sebeple devlet memuriyetine, orduya, istihbarata yönelmişler. Var olan Alevi burjuvazisi ancak zaman içinde yaratılmış. İşte bugün bu kesim ağızlarından düşürmedikleri ‘terörist’ tanımı eşliğinde yoksul ve dindar Sünnilerin kendilerini ‘kafir’ savıyla savaş açtığını düşünüyorlar, yıllardır Baas’ın laiklik temelinin dizginlerinin boşlanması halinde başlarına geleceklerden kaygılanıyorlar.

SÜRGÜNDEKİ MUHALEFETE BAKIŞ…
Yaşam biçimlerinin muhafazakar Sünni İslam bir yönetimde tehdit altına gireceğini düşünen Hıristiyanlar da farklı değil. Muhalefetin ‘yabancıların yardımıyla silahlanmış’ teröristlerden oluştuğunu, ordunun görevinin vatandaşlarını korumak olduğunu söylüyorlar. Esad rejimine büyük itirazları bulunduğunu söyleyen ve kendilerini ‘yurtsever’ diye tanımlayan iç muhalefetin liderleri, dışarıdaki muhaliflerin Suriye Ulusal Konseyi’ni, Mısır’daki İhvan hareketinin ülkelerindeki laik rejimi yıkarak bölgede yayılma hedefleri için kullandığını öne sürüyorlar. İhvan’ın iktidar için ABD ile uzlaştığını, 30-40 yıldır Suriye’den kopmuş olan ve hiç bir temsil şansı bulunmayan ılımlı isim Burhan Galyun’u da SUK’un başına ‘süs olsun’ diye koyduklarını iddia ediyorlar.

‘KONUŞMAKTAN KORKUYORLAR…’
Şam’ın Emeviye Cami’ne açılan dar sokaklarında rastladığımız bir başka Suriyeli ise kameraya konuşmaktan korkuyor, “Buralarda size ne diyecekleri belli. Asıl kırsal kesime gideceksiniz. Ordu orada çocukları kesiyor. Geçenlerde saf değiştiren bir askerin bütün ailesini aldılar. Tek çözüm ABD’nin gelip burayı dümdüz etmesi” diyor. Şam ve Halep gibi büyük kentler bir yana daha küçük şehir ve yerleşimlerde iki taraftan da adam kaçırmalar hatta tecavüz vakaları almış başını gitmiş. İsyancıların dışında bu işten ciddi paralar kazanan suç çeteleri türemiş.

‘HERKESİN HİKAYESİ KENDİNE…’
Yaşananlara dair herkesi hikayesi farklı. Bir örnek olay anlatayım… 18 Şubat’ta Şam’ın İran sefaretinin de bulunduğu Mezze bölgesindeki gösteri yürüyüşü. İki farklı görgü tanığından işittiklerim birbirini tutmuyor. Bir kesim, bir gün önce öldürülen 5 kişinin cenaze töreninin yürüyüşe dönüştüğünü, 10 dakika içinde silah sesleri işitildiğini, güvenlik güçlerinin sivillere hedef gözeterek ateş açtığını anlatıyor. İkinci görgü tanığı ise silahlı muhaliflerin bir gün önce İran sefaretine saldırdığını, güvenlik güçlerinin 5 saldırganı öldürdüğünü, ertesi günü de cenaze töreninde cenaze sahiplerinin itirazlarına rağmen silahlı muhaliflerin devreye girdiğini savunuyor. Sonuç 2 ölü, çok sayıda yaralı... Birinci kesim gösteriye katılanların sayısını 30 bin olarak veriyor, bu kesimi ‘destekleyen’ ‘daha güvenilir’ bir görgü tanığı, ”12-15 binden fazla değildi” derken, ikinci kesim, ”3-5 bin” diyor.

ŞAM’DA ASAYİŞ BERKEMAL AMA…
Başkent Şam’ın merkezdeki kesimlerinde savaş olduğunu anlamak imkansız. Ancak etekleri her daim ‘tutuşmaya hazır’ görünüyor. Kısa süre önce isyanın bastırıldığı Zabadani’de isyancıların dağlara çekildikleri söyleniyor. Ama Suriye devletinin ‘Libya’dan, Sudan’dan, Tunus’tan ve Mısır’dan yabancı savaşçıların yakalandığı, Körfez ülkelerinden silah ve mali destek sunduğu’ tezi başkent Şam’da yaygın bir kanaat. Arap milliyetçiliğiyle de bezenen halet-I ruhiye, Esad yönetimine kenetlenmeyi getiriyor.

’NUSAYRİ’ ADLANDIRMASI….
Bütün bu olumsuz tabloya rağmen, husumet henüz ‘isimlendirmelere’ yansımamış olması tek teselli olsa gerek. Biz ‘Nusayri devleti, klanı’ der geçeriz, buradakiler demiyor. ‘Nusayri’ nitelemesini ‘aşağılama, küçümseme’ olarak algılıyor. Bizde bazısı alışkanlıktan, bazısı da ‘Müslümanlıktan dışlama’ maksadıyla kullanıyor. Suriye’nin eğitimli, ılımlı Sünnisinin ağzından bu ifadeyi işitmiyorsunuz, Hıristiyanından da… ‘Alevi’ diyorlar, ‘Şii’ diyorlar, ‘Nusayri’ filan demiyorlar. Hoş sokakta en azından benim rastladığım Aleviler de ‘Sünni’ filan demiyor, vurguları ‘Suriyeli’. Devlet medyasındaki vurgu da aynı şekilde. Lakin Arap isyan dalgasının suratlarına çarpmasıyla Suriyeliler derin bir ‘zihinsel yarılmışlık’ yaşıyorlar, işte ona hiç şüphe yok. Aslına bakarsanız Suriye ‘Lübnanlaşma’nın eşiğinde…

© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler