Ceyda Karan
Ortadogu
diğer yazılar
 
Önerdiklerim

 

 

Türkiye ve Suriye'nin zor sorulari..bir yil sonra..
Tuesday, June 12, 2012
Bati, Suriye'de sadece 'utangaç müdahalecilik' telkinlerinde bulunuyor. Suriye içinde giderek mezhep savasina dönüsen çatismalar, vekaleten savas görünümü almis vaziyette. Bir yil önce ortaya koydugumuz zor sorulari yeniden sormanin vaktidir
Birlesmis Milletler ve Arap Birligi ortak arabulucusu Kofi Annan’in Suriye’de ‘ateskes ve siyasi diyalog’ diye özetlenebilecek planinda, gelinen noktada uluslar arasi pozisyonlari bir önceki yazida aktarmaya çalismistim. Suriye etrafindaki gelismeleri kaçinilmaz olarak yakindan izlememiz gerekiyor. Begensek de begenmesek de uluslar arasi resme bakmak durumundayiz. Maalesef reform yoluyla evrilmeyen/evrilemeyen, girtlagina kadar siddete bogulan komsumuzdaki büyük alt üst olusu ibretle izliyoruz.

'VEKALETEN SAVAS'
Bu alt üst olusta 15 ay sonra gelinen asama, Besar Esad yönetiminin artik hava gücüne de basvurmak durumunda kalarak ve kentleri ayrim gözetmeden vurmaya varan isyan bastirma harekatina girismis olmasi. Uzun süre daha ziyade kirsal kesimlerde yogunlasmis isyanci muhalif güçlerin ise Suudi Arabistan, Katar, Amerika ve Türkiye’nin her türlü maddi/manevi destegiyle güçlenerek rejim degisikligi için sahadaki durumu zorladiklari. Bati’dan ise bir gün “Askeri müdahaleyi dislamayiz, is Bosna’dakine dönüsüyor”, ertesi günü ‘‘Herhangi bir yabanci askeri müdahale istemiyoruz” (Britanya Disisleri Bakani William Hague’nun son iki günde yaptigi iki ayri açiklama) tarzinda ‘utangaç müdahalecilik’ telkinleri devam ediyor. Zira ekonomik kriz yüzünden zaten zordalar ve dogrudan müdahaleden pek de emin degiller. Karsi cephedeki Rusya’yi etkisiz birakip/yanlarina çekip bir iktidar devir teslimi kisa vadede çikarlarina da gelebilir. Nihayetinde Suriye içinde giderek mezhep savasina dönüsen çatismalar, büyük güçler ve bölge güçleri için ‘velaketen savas’ görünümü almis vaziyette.

KAÇINILMAZ YANSIMALAR
Bu kosullar altinda Annan’in son olarak planini temas grubu önerisiyle canlandirmaya çalisacagi anlasildi. Fakat bunun da basarisi tartismali. Eger Esad’a ‘suikast senaryolari’ devreye sokulamazsa, Iran’i da bir sekilde -gizlice de olsa- içine alacak müzakareler ve Rusya ile pazarliklar anlasilan o ki gidisati belirleyecek. Fakat her ne olursa olsun artik ‘mezhep çatismasina’ dökülmüs süreci, siradan insanlarin hayrina derleyip toplamanin, yasananlarin bütün bir bölgeyi kapsayacak boyutlara ulasmamasinin olasiligini hakikaten kestiremiyorum. Zira rejim degisikligi ajandasinin Irak’a, Lübnan’a ve elbette Iran’a kaçinilmaz yansimalari olacak.

TÜRKIYE'NIN 'YAPICI' ROLÜ...
Bölgeyi yakindan izlemeye çalisan bir gazeteci olarak bu süreçte, Türkiye’nin yapici rolüyle bölgenin yeniden sekillendirilmesinde öne çikan güç olacagi inancimi korumaya çalistim. Batili güçlerin aksine bölgeye ‘kazan-kazan’ vizyonu katabilecek tek ülkenin kusurlu demokrasisine ragmen yitirmedigi iç dinamizmiyle sadece Türkiye olabilecegini düsündüm. Realpolitigin soguk bakis açisinin/hesaplarin kitaplarin ötesinde dini, inanci, mezhebi ne olursa olsun siradan insanlarin hayrina bir ses verilebilecegi kanaatini hiç birakmadim.

12 HAZIRAN 2011'DEN 12 HAZIRAN 2012'YE DEGISMEYEN SORULAR...
Bu yüzden taa geçen yil, yani bundan bir yil önce 12 Haziran 2011’de bazi sorular ortaya atmistim. Henüz, Suriye’deki gelismeler çok baslardayken… Lakin bir yil sonra baktigimda bu sorularin yerli yerinde durdugunu, yanitlar adina olumlu tek bir gelisme bulunmadigini, aksine sorularin kaçinilmaz olarak barindirdigi negatif etkilerin görülmeye basladigini görüyorum. Ayni sorular ayni canlilikla maalesef geçerliligini koruyor. Bu yüzden bu sorulari yani ‘Türkiye’nin ve Suriye’nin zorlu sorularini’ yeniden sormaya gerek var. (Ilgilenenler geçen yilki yazinin tümünü blogda bulabilir)

* Türkiye’nin dis politika paradigmasi olarak ‘komsularla sifir sorun’; ticari ve kültürel baglar üzerinden bölgesel aktör olma hedefi, olasi müdahaleyle gömülecek mi?

* Katar, Suudi Arabistan ve ABD’nin alttan alta kasidigi Suriye, ‘Besar Esad’dan sonrasi tufan’ görünümü sunarken, Türkiye’nin yeni sekillenecek Sam’a müdahil olmamasi mümkün mü?

* Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle birlikte ABD’nin destekledigi Sunni eksenli bir dönüsüm, azinliklarin direnisiyle karsilasmaz mi? Bu dönüsümde Suriye’nin tek parça olarak demokrasiye geçebilmesinde Türkiye’nin disinda müdahil bir güç olabilir mi?

* Daha iki ay öncesine kadar Besar Esad ile bir demokratik dönüsümü destekleyen Türkiye, Suriye’deki muhaliflerde ne derece güven uyandirabilir?

* Suriye’ye geri döndügü belirtilen Müslüman Kardesler’in Misir’da oldugu gibi zemin kazanmasi halinde, Sünnilerin Nusayrileri hedef alacak olasi rövansizmini önlemenin yolu var mi? Türkiye, Esad yönetiminin etnik, siyasi ve sosyal destekçisi olan Nusayriler ve bir ölçüde Hiristiyanlar’in hamiligine soyunur mu? O vakit Türkiye’ye karsi basta Iran ve bölgede çikarlari tehlikeye giren diger ülkeler ‘Sen önce evindeki sorunlari çöz’ demez mi?

* Yumusak karni Kürt sorunu olan bir Türkiye, Suriye’de üstlenmek istedigi olasi misyonu ne ölçüde yerine getirebilir? Hele ki Iran’in en büyük müttefiki olan bir ülke yeniden dizayn edilirken, Iran, Kürt kartini en güçlü sekilde kullanma sansina sahipken..?

* Besar Esad’in iktidarda kalmayi basarmasi halinde Suriye’deki Kürt azinlik üzerinden kullanabilecegi kozlar neler? Kuzey Irak’ta Kürt sorununu büyük ölçüde kendi lehine çevirmis bir Türkiye için, Esad’in eger hakikaten varsa, Kürtler’e özerlik tehdidi ne kadar önemli olabilir?

* Araplar’in güvenini Israil’e kafa tutarak yeniden kazanan Ankara, Suriye’yle istigal ederken, Israil ile iliskileri nasil sekillenir? Yeniden bir ‘ortaklik’ mevzu bahis olabilir mi? Bu durumda Türkiye’nin Araplar nezdindeki görünümü nasil olur?

* Zaten iç siyasi dengeleri hassas durumda olan Iran’a güvence vermeden Türkiye’nin Suriye’de yeni statükoyu belirlemeye kalkismasi, çok ciddi sorunlar dogurmaz mi?

* Peki ya bu süreç Iran’in Hizbullah yoluyla iyiden iyiye müdahil oldugu Lübnan’daki karisikliklarin içinde Türkiye’ye de çekerse ne olur?

* Türkiye’nin Suriye’ye müdahil olmasinin diplomatik ve siyasi mottosu ne olmali? Seküler bir devlet mi öne çikmali, emperyal geçmise mi vurgu yapilmali, ilimli Islam’a mi? Ya diger kimlikler; ABD’nin müttefiki, NATO üyesi vs…?

* Körfez bölgesindeki huzursuzluklar da hesaba katilirsa, Sünni ve Sii olarak bölünmenin iyice hiz kazandigi Ortadogu’da Türkiye’nin yasayacagi olasi basarisizlik ve Suriye’nin kan gölüne dönüsmesi ve hatta bölünmesi halinde çikacak fatura ne olur?

* Ortadogu’da etnik cografya yer degistirir, statüko adeta nüfusa ve demografik yapiya göre yeniden sekillenirken, (Irak’ta nüfusun çogunlugunu olusturan Siiler iktidar olurken, Suriye’de is tersine dönüyor) bu is halihazirdaki üniter devlet yapisiyla nereye kadar gider? Ve bu dönüsüm ayni etnik cografyayi paylasan Türkiye’nin kendi iç meseleleriyle mecburen yüzlesmesinin vesilesi olabilir mi?

* Türkiye kendi içindeki sorunlari çözmeden, yeni statükoyu belirleyecek bas aktör, bölgeyi düzenleyici ülke olabilir?

‘SIFIR SORUNDAN’ LIBERAL MÜDAHALECILIGE…
Sunu saptamak lazim. ‘Arap Bahari’nin tökezledigi Libya’yla baslayan süreçte, Türk dis polikasi, ‘sifir sorun’ siari esliginde anti-demokratik rejimlerle siki isbirliginden, insan haklari ve demokrasi retorikli liberal müdahalecilige evriliyor. Türkiye oyunu iyi oynarsa, bu süreçten bölgenin önde gelen gücü olarak çikabilir. Lakin ‘Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak da var’. O vakit bu sorulari sormak durumundayiz. Riskler hep vardi, bundan sonra da olacak. Peki bir plan var mi? Iste onu henüz bilmiyoruz. Ama birakin bir plani, her soru bir A, bir B, hatta C ve D planlari da gerektiriyor; ki bunun için de zaman çok dar!
© 2013 Ceyda Karan
Avrupa Amerika Latin Amerika Afrika Ortadoğu Avrasya Asya / Pasifik Portreler